Tarık b. Ziyad

Boğazı aslında ilk geçen Tarık b. Ziyad değil, sıradan bir nefer olan Tarif b. Malluk idi. Tarık’tan bir yıl önce yani 710 yılında 400 kişilik bir öncü keşif kolunun başı olarak Endülüs topraklarına göndermişlerdi.

el_final_de_don_rodrigo_el_ataque_musulman.jpg

Yaklaşık 50 (670) yılında doğdu. Berberî asıllı Nefzâve veya Zenâte kabilesine mensuptur; Mağrib fetihleri sırasında esir alındığı belirtilir. Hemedan (Iran) kökenli olup Kuzey Afrika’ya göç etmiş bir kabileden geldiği veya Arap asıllı olduğuna dair görüşler de vardır. Leys veya Sadîf kabilesine nisbet edilmesi onun bu kabilelerin azatlısı diye kabul edilmesindendir.

Tarık kabiliyetiyle Emeviler’in Kuzey Afrika valisi Mûsâ b. Nusayr’ın dikkatini çekti. Müslüman olduktan bir süre sonra Mûsâ b. Nusayr tarafından azat edildi ve Kuzey Afrika’da gerçekleştirilen fetihlerde öncü birliklerin kumandanı sıfatıyla önemli hizmetlerde bulundu. Mûsâ b. Nusayr’ın Tânca’yı (Tangier) fetheden ordularından birinin kumandanı olarak görev aldı. Kont Julianos’un idaresindeki Sebte (Ceuta) şehrinin kuşatılmasında Mûsâ b. Nusayr’ın maiyetindeydi. 89 da (1706) ele geçirilen Tânca şehrine Mûsâ b. Nusayr tarafından tayin edildi ve Endülüs’e gönderilinceye kadar bu görevde Kaktı.

Sebte Kontu Juüanos çeşitli sebeplerle Vizigot Kralı Rodrigo’ya kızgın olduğundan Müsâ b. Nusayr’a başvurarak onu Ispanya’nın fethi için teşvik etti. 91 (710) yılında Mûsâ b. Nusayr tarafından Güney Ispanya’ya gönderilen Tarif b. Mâlik kumandasındaki 500 kişilik birliğin keşif seferinde başarı göstermesi ve bol miktarda ganimetle geri dönmesi Endülüs’ün fethi Konusunda Müslümanları cesaretlendirdi. Bunun üzerine Mûsâ b. Nusayr. Târık b. Ziyâd’ı Endülüs’e gidecek birliklerin kumandanlığına tayin etti. 7000 kişiden oluşan ordunun büyük çoğunluğu Berberlerden meydana geliyordu.[1]

Boğazın Geçilmesi

Tarık, Julianus’un verdiği dört gemiyle ordusunu karşıya geçirdi. Bütün orduyu bir defada geçirmek mümkün olmadığı için karşı kıyıda müstahkem bir yer tespit edip orduyu peyderpey geçirmeye muvaffak oldu. Bu yerin adı bugün Tarık’a nispetle Cebel-i Tarık diye anılmaktadır.

İlk geçenler arasında Julianus’un da bulunduğunu ifade eden tarihçiler, bu nakil işinin hiç bir zorlukla karşılaşılmadan tamamlandığını belirtirler. Çünkü bu iş için kullanılan gemiler ticaret gemileri olup yerli halk bu gemilerden inen insanların yeni tüccarlar olduğunu zannediyordu. Kimse bu gemilerin Endülüs’ün kaderini değiştirecek kuvvetleri taşıdığını düşünmüyordu. Nihayet gemilerin son seferinde Tarık da Endülüs’e ayak bastı. Tarık b. Ziyad’ın Endülüs’e geçmesi ile ilgili İslâm kaynaklarında bir çok rivayet bulunmaktadır. Ancak bu rivayetlerin gerçekle alâkası olmadığı ve sonradan uydurulduğu açıktır. Zira bütün büyük hadiseler hakkında bu tip rivayetlere rastlamak mümkündür.

Gemilerin Yakılması Meselesi

el-Hımyerî ve diğer tarihçiler, Tarık’ın askerlerine yaptığı konuşmada, «Kaçacak yer var mı? Önünüz düşman, arkanız deniz» dediğini delil göstererek gemilerin yakıldığını ileri sürmektedirler.

Buna rağmen müslüman ve gayr-ı müslim pek çok tarihçi, gemilerin yakılmadığı görüşünde birleşmektedirler. Bu tarihçilere göre, elinde bulunan gemiler merkezle irtibat sağlamak ve gerektiğinde takviye kuvvetler alabilmek için Tarık açısından hayatî bir önem taşımaktaydı. Nitekim Tarık, Endülüs’ün fethi sırasında merkezle haberleşmeyi bu gemilerle yapmış, yardımcı kuvvetler de kendisine bu gemilerle gönderilmiştir.

Tarık, karşıya geçip de ülkenin başkentine doğru ilerlemeye başlayınca Rodrich’in büyük bir orduyla üzerine geldiğini haber almış ve Mûsa’dan yardım istemiştir. O da beş bin asker daha göndererek onun isteğine cevap vermiştir. Sonradan gelen kuvvetler de mutlaka aynı gemilerle taşınmıştır. Tarık’ın ordusu bundan sonra on iki bin kişiye ulaşmıştır. Tarık’ın gemileri yakmadığını teyid eden bir hadise de Mûsa’nm ordusuyla (Sekiz bin civarında) Afrika’dan Endülüs’e geçmesidir. Bu geçiş Tarık’ın geçişinden yaklaşık bir sene sonra olmuştur. Mûsa’nm büyük ordusunu geçirmek için kâfi miktarda yeni gemi yaptırdığını kabul etmek mümkün değildir. Gerçek olan, Mûsa’nın bir sene zarfında yaptırdığı gemilerin yanında Tarık’ın geçtiği gemileri de kullanmış olmasıdır.

Tarık’ın konuşmasındaki ilk cümle, şüphesiz arkalarında denizin olduğunu anlatmaktadır.

Fakat bu ifade sahilde gemilerin bulunmadığını göstermez. Yani Tarık arkalarında gemilerin bulunmadığını değil, o gemilerin azlığını ve kolay kolay o gemilere gidilemeyeceğini kastetmiş olabilir. Çünkü mezkur gemilerin ordunun tamamını bir defada taşıması mümkün değildir.

Endülüs Kıyısına Varış ve Savaş Öncesi Hadiseler

Tarık, kendi ismiyle anılacak olan Cebel-i Tarık’a. 5 Recep 92 (711) pazartesi günü geçti . Ordunun tamamı aynı yerde toplandıktan sonra, önce üzerinde bulundukları dağın stratejik durumunu tetkik etti. Sonra kendilerine yapılacak ani bir saldırıya karşı tedbirli olmak için ordugâhın etrafı tahkim edildi. Bazı tarihçiler, bu tahkimata Arap surları adının verildiğini belirtiyorlar.

Daha sonra Tarık, başlarında Abdülmelik b. Ebî Amir’in bulunduğu küçük bir birliği keşif için çevreye gönderdi. Bu birlik kısa bir zaman sonra el-Cezîretu’l-Hadra (Algeciras) ’nın karşısındaki kaleyi ele geçirdi. Daha sonra asıl ordu gelerek şehir merkezini hiç bir direnişle karşılaşmadan teslim aldı.

Tarık bundan sonra, daha önce yaptığı plâna uygun olarak Kurtuba’ya doğru harekete geçti. Önce deniz sahilinde bir müddet yürüdü. Sonra kuzeye Kurtubay yöneldi. Burada Rodrich’in kızkardeşinin oğlu Bencio komutasında bir orduyla karşılaştı ve onu kolayca mağlup etti. Fakat bu dağılan ordu kısa süre sonra toparlanarak müslümanlarla çarpışmaya başlamıştır. İspanyolların bu düzensiz kuvveti her çatışmada yeniliyor ve bir miktar askerleri Ölüyordu. Nihayet komutanları Bencio öldürülünce hepsi dağıldı. Bu savaşlarla manevi güçleri artan müslümanlar, yarımadanın içlerine doğru yürüyüşlerini sürdürdüler.

İspanyol araştırmacı Saavedra’ya göre bu ordudan kurtulan Wiliesindo adında bir asker, kaçarak güneyden gelen bu tehlikenin büyüklüğünü Rodrich’e haber vermeyi başarmıştır.

Bu sırada Rodrich, ordusunun başında Beşkens (Boscos) ve Pamplona şehirlerine saldıran Franklarla savaşmak üzere kuzeye doğru hareket etmişti.

Haberci gelip durumu bildirince hemen güneye dönmeye karar verdi. Bazı Arap tarihçiler, Rodrich’in kuzeye hareket ederken Tode- mir adlı birisini Toledo’da vekil olarak bıraktığını zikrederler. Tarık, Endülüs’e çıkınca Todemir, Rodrich’e şu mektubu yazdı: «Ülkemize gökten mi indiklerini yoksa yerden mi çıktıklarını bilemediğimiz bir kavim geldi.»

Müslümanların gelişini Rodrich’e ister Wiliesindo, ister Toledodaki vekili bildirsin her halükârda bu haberin onda şok tesiri yaptığı kesindir. Öyle ki güneyden gelen bu tehlikeyi bertaraf etmek için ülkenin bütün kuvvetlerini toplamaya başladı. Ülkenin ileri gelenlerine bütün kuvvetleriyle gelmeleri için haberciler çıkardı. Kısa zamanda yüz bin (veya daha çok) kişilik bir ordu toplandı. Bazı rivayetler bu ordunun yetmiş bin kişiden meydana geldiğini bildirirler bazı kaynaklar da kırk binden fazla olmadığını naklederler. Bir kısım kaynaklar ise bu konuda bir rakam vermezler. Rodrich, süratle güneye inip büyük bir tehlike olarak gördüğü bu düşman karşısında eski kralın çocuklarından bile yardım talebinde bulundu ve sahip oldukları bütün siyasî, askerî ve ekonomik güçleriyle kendisine katılmalarını istedi. Bu hususta gevşek davranmamaları hususunda dikkatlerini çekerek müşterek düşman karşısında tek güç oluşturmaları gerektiğini bildirdi. Onlar da bu isteğe görünüşte de olsa olumlu cevap vererek kuvvetlerini toplayıp kuzeyden gelmekte olan Rodrich ordusuna katılmak için yola çıktılar. Vitiza’nın iki oğluna gelince, Rodrich onları gayet iyi karşılayıp birine sağ, diğerine de sol kanat komutanlığını verdi.

Vitiza’nın oğullarının, babalarının tahtını ellerinden alan Rod- rich’in ordusuna katılmalarının asıl sebebi,, ileride de görüleceği gibi, ilk fırsatta idareyi ele geçirmek idi. İlk önce kazanılacak zaferden asıl payı almayı düşünmüş olmalarına rağmen, savaş müslümanlarm lehine dönünce tutumlarını değiştirmişler ve Rodrich’e ihanet etmişlerdir.

Rodrich, ordusuyla Kurtuba’ya gelip, kendisine katılacak yardımcı kuvvetleri beklemeye başladı. Kurtuba, Toledo ile el-Cezîretu’l-Had- ra’nın arasında bulunuyordu. Bu yüzden iki ordu da diğerinin ne yaptığını kolayca öğrenebiliyordu. Tarık, Rodrich’in kendisine karşı çok büyük bir ordu ile geldiğini haber alınca elindeki kuvvetin yetmeyeceğini düşünerek Mûsa’ya hemen yardım göndermesi için haber gönderdi. Musa, mektubu alır almaz beş bin kişilik bir kuvvet daha hazırlayıp Tarık’a gönderdi.

Bu ikinci kuvvetin Endülüs’e nakli konusunda muhtelif rivayetler vardır. Bunlardan bir kısmı, yardıma giden ordunun Mûsa’mn yaptırdığı gemilerle geçtiğini zikrederken, bazı kaynaklar da Tarık’ın daha önce geçtiği gemiler vasıtasıyla nakledildiklerini belirtmektedir.

Tarık b. Ziyad’ın emrindeki ordu, son gelen yardımla on iki bin kişiye ulaşmıştı. Çoğunluğu piyade pek az bir kısmı ise süvariydi.

Tarık, takviye kuvvetleri gelir gelmez, kuzeye doğru harekete geçti. Aynı anda Rodrich de-güneye doğru ilerliyordu. Fakat iki ordunun karşılaşmasından önce Rodrich’e karşı savaşın kaderini tayin eden bir komplo yapıldı.

Bazı kaynaklar, komplonun devlet erkânı tarafından yapıldığını naklederken, bir kısmı da Rodrich’in meşru kralın hakkını gasbetti- ğine inanan halk tarafından yapıldığını, diğer bir kısmı da sadece eski kralın iki oğlu tarafından yapıldığını öne sürmektedirler.

Komployu halkın yaptığına inanan tarihçiler, bu konuda şu delili ileri sürüyorlar. Onlara göre kralı tasvip etmeyen halk genel olarak şöyle düşünüyordu:

«Bu adam, ehil olmadığı halde kralımızı tahttan indirip onun yerine kendisi geçti. Bizim gibi halktan birisiydi, idareden hiç anlamazdı, ama başımıza kral oldu. Bu adamın fitne ve fesadına daha ne kadar sabredeceğiz. Şu dışardan gelen ordu bizden sadece ganimet ister, buraya yerleşmeyi düşünmez. Nasıl olsa, kısa zaman sonra elde ettikleri ganimetlerle geri dönüp gidecekler. Öyleyse bunlara yenilelim, onlar gittikten sonra da Rodrich denilen adamı indirip istediğimiz birini başımıza geçirelim.»

Komployu eski kralın iki oğlunun yaptığını öne süren tarihçiler ise bu konuda şunları yazmaktadırlar:

«Vitiza’nın iki oğlu, hezimeti hazırlayanların başındaydı. Böylece babalarının tahtına yeniden kavuşmak istiyorlardı. Şöyle ki iki ordu karşılaşınca Vitiza’nın oğulları, Tarık’a haber göndererek, «Rodrich’in aslında hizmetçileri olduğunu, ama babaları ölünce tahtı zorla ele geçirdiğini, şimdi bu haklarını geri almak istediklerini bildirdiler.» Tarık’a gönderdikleri haberde, savaş başlayınca kendilerine eman vermek şartıyla ordusuna katılacaklarını, buna karşılık olarak da zafere kavuştuklarında babalarının «Safâyâ’l-Mülûk» denilen toprağını ken-dilerine vermesini istediler. Tarık da tekliflerini kabul etti.»

Demek ki Rodrich saflarındaki komplonun ağları böyle örülmüştü. Bunun ilerde göreceğimiz gibi müslümanların kazanmasında büyük etkisi olmuştur.

Vadi-i Bekka (Lekke) Savaşı

Tarihçilerin değişik görüşler ileri sürmelerine rağmen, iki ordunun karşılaştığı yerin, Guadalete nehrinin vadisi olduğu anlaşılmaktadır.

Ahbaru Mecmua adlı eserin yazarı savaş yerinin el-Buhayra, el-Makkarî ve İbn Haldun ise Bifahsşerîs olduğunu zikrederken, İbn İzarî ve İbnu’l-Abbar savaşın Şuzûne bölgesinde Vadi-ı Lekke’de cereyan ettiğini söylemektedirler. İhtilaflı görünen bu konu da, yanlış anlaşılma söz konusudur. Lekke, İspanyolca Lago kelimesinin Arapçalaştırılmış veya bozulmuş şeklidir. Mânâsı Buhayra demek-tir. Savaş Buhayra denilen yer ile deniz sahili arasında cereyan etmiştir. Kaynakların zikrettiği yer isimleri aynı bölgede oldukları için birbirine çok yakındır.

İki taraf da savaş vaziyeti aldı. Komutanlar askerlerine cesaret vermeye çalışıyor, moral kazandırıcı sözler söylüyorlardı.

Rodrich, müşterek düşman karşısında tek vücut olarak ülkeyi korumak için bütün eşraf ve ileri geleni bu savaşta bulunmaya çağırmıştı. Çünkü ülkenin geleceğinin bu savaşa bağlı olduğunu biliyordu. Öte yandan Tarık da askerlerine heyecanlı konuşmalar yapıyor, zafer kazanmakla elde edecekleri sevap ve ganimetten bahsediyordu. Endülüs’ün fethinin bu savaşa bağlı olduğunu ısrarla belirtiyordu.

Savaşın Seyri

İki ordu birbiriyle karşılaştiğı zaman savaşa başlamak için vakit çok geç olmuştu. Çünkü gecenin karanlığı başlamak üzereydi. Tarık, ordusuna etraflarındaki her harekete dikkat etmelerini söyleyerek o gece istirahat etmelerini ve ertesi gün savaşa girmek için hazırlanmalarını emretti.

Sabah olunca iki ordu da savaş vaziyeti aldı. Kral Rodrich, tahtına oturdu ve uşaklarına kendisini savaş yerine götürmelerini emretti. Tacını giydi ve bütün ziynetlerini taktı. İpek gölgelikler altında bayrak ve sancak ormanını andıran bir kalabalıkla önünde savaşçıları, silâhları ve bütün mallarıyla müslümanlara doğru ilerledi.

Tarık ise atına binmiş, ordusundaki herhangi bir süvari gibi harekete geçmişti. Müslümanların süvari sayısı pek fazla değildi. Ordunun büyük bir kısmı piyadeydi. Zırhlı asker pek azdı, başlarında beyaz sarık vardı. Silâh olarak Arap yayları, kılıç ve mızrakları bulunuyordu.

Artık iki orduda da sabır son haddine varmış karşı taraftan gelecek ilk hücumu beklemeye başlamışlardı.

İlk hücum müslümanlardan geldi. Böylece İspanya’nın kaderini tayin edecek savaş başlamış oldu (28 Ramazan 92/19 Temmuz 711). Tarık, Rodrich’i önünde o lüks elbise ve ihtişam içinde görünce, «İşte düşman azgını, benimle birlikte hücum edin!» diye bağırdı ve birlikte hücum ettiler. Rodrich’in önündeki muhafızlar dağıldı.

Tarihî kaynaklar savaşın seyri hakkında fazla malumat vermemekle beraber çok çetin bir savaş olduğunu ve müslümanlarm, bir ölüm kalım savaşı vererek büyük kahramanlıklar gösterdiklerini kaydetmektedirler.

Her iki taraf da çok kayıp verdi. Nihayet Rodrich’in ordusunun sol kanadında çözülme baş gösterdi. Daha sonra sağ kanatta da dağılma başladı. Bununla birlikte merkez direndi ve müslümanlara karşı şiddetle mukavemet etti. Ancak bu dayanma fazla devam etmedi, hezimete uğradılar. (2) Kaynaklar bu çetin savaşın bir, üç veya sekiz gün sürdüğünü kaydetmektedirler.

Savaşın seyri hakkında İbn îzarî: «Müslümanlar ve Rodrich’in askerleri öyle Şiddetli savaştılar ki, her iki taraf da bu savaşın kendilerinin sonu olduğunu zannettiler» diyor.

Vakıdî de, Abdulhamid b. Cafer’den şunları naklediyor: «Endülüs’lü bir adamın Saîd b. Müseyyeb’e hikâyelerini anlattığını duydum. Şöyle diyordu: Müslümanlar galip gelinceye kadar kılıçlarını düşman üzerinden kaldırmadılar. Sonra da Kurtuba’ya doğru yürüdüler.»

Ayrıca İbn İzarî de Vakıdî’den şunları nakletmektedir: «Güneşin doğuşundan batışına kadar savaştılar. Mağrib’de ondan daha büyük bir savaş vuku bulmamıştır. Savaşta ölenlerin kemikleri uzun zaman orada kaldı. Savaşın sekiz gün sürdüğünü iddia eden er-Razî ise şunları söylemektedir: «Rodrich, Tarık’ın olduğu yere gelince Lekke vadisinde savaşa tutuştular. O gün Ramazan’ın bitimine iki gün vardı. Pazar günüydü. Güneşin doğuşundan batışına kadar savaştılar. Sonra Pazartesi sabah tekrar başladılar. Ve akşama kadar yine savaştılar. Harp ertesi hafta Pazar gününe kadar sürdü.»

el-Makkarî de şunları zikretmiştir: «Savaş, iki ordu arasında h. 92’de Ramazan’ın bitimine iki gün kala Pazar günü başladı ve Şevvalin beşinci günü olan Pazar gününe kadar sekiz gün devam etti.»

İbnu’l-Abbâr ise savaşın, Lekke vadisinde h. 92 yılı Ramazân ayının 28’inde Pazar günü başladığını ve çarpışmaların sekiz gün sonra Şevval ayının beşinci Pazar günü sona erdiğini nakletmektedir.

Savaşın bitiminde Rodrich’in etrafında çok az bir kuvvet kalmıştı, Rodrich bu durumda yenileceğini anlayınca başka bir ordu düzenleyip yeniden mukavemet ümidiyle savaş meydanını terketmiştir. Müslüman süvariler onu takip etmişlerse de Rodrich ellerinden kurtulmayı başarmıştır.

İslâm kuvvetleri Rodrich’in bindiği atı kıymetli taşlarla süslü e- yeriyle birlikte bir bataklığın yakınında buldular. Giydiği çizmelerden birisi bataklığın çamuru üstünde yüzer halde bulunduğundan, buradan Rodrich’in kaçarken, bataklığa düşüp boğulduğu anlaşılıyor, «el- Makkarî Rodrich’in izi kayboldu ve sonunun ne olduğu gizli kaldı» demektedir.

İbn İzarî de şöyle diyor:«Müslümanlar, Rodrich’i kaçarken ba

taklık bir vadide yetişerek öldürdüler.»

er-Razî ise bu olayı: «Allah, Rodrich ve beraberindekileri helâk etti ve Endülüs yolunu müslümanlara açtı. Rodrich’in âkibeti bilinemedi. Cesedi de bulunamadı. Sadece süslü çizmesi bulundu. O zaman bazıları «boğuldu», bazıları da «öldürüldü» dediler» şeklinde nakletmektedirler.

İbnu’l-Abbar da şu şekilde nakletmektedir: «Rodrich’in izi kayboldu. Nereye düştüğü ve ne yaptığı bilinmez oldu. Ancak müslümanlar, eğeri yakut ve zebercedle süslü atını ayakları çamura batmış vaziyette buldular. Bundan onun boğulduğu anlaşılmaktadır. Nitekim çizmelerinden birisi de bulunamadı. Doğrusu orada ölüp ölmediği bilinmemektedir. Diğer taraftan, «Tarık, Rodrich’i görünce hemen hücum etti ve Rodrich’in önündeki savaşçılar dağıldı. Tarik, ona yetişerek kılıcını kaldırdı ve kılıcıyla başına vurarak onu öldürdü» şeklinde bir rivayet de vardır. Fakat bunu kabul etmek mümkün değildir. Çünkü Rodrich’in savaş esnasında öldürülmediğinde ve kaçarak kaybolduğunda ittifak vardır.

Saavedra ve Levi Provencal gibi tarihçiler, Rodrich’in öldürülmediğini yeniden kuvvet hazırlamak için kuzeye çekildiğini ve Mûsa b. Nusayr ile yaptığı ikinci savaşta öldürüldüğünü nakletmektedirler. Rodrich’in kurtulan askerleri de tabiatıyla içeriye doğru kaçmışlar, kalelere ve korunması sağlam şehirlere sığınmışlardır.

Savaşın Sonuçları

Her iki tarafın verdiği ölü sayısı kesin olarak bilinmemektedir. «Dokuz bin müslüman ganimeti paylaştın sözünden müslümanlarm üç bin şehit verdiğini anlayabiliriz. Çünkü savaştan önce sayılarının on iki bin kişi olduğunu biliyoruz. Yaşayanlar dokuz bin olduğuna göre savaşta üç bin kişi ölmüştür. Bununla beraber kesin rakam bilinmemektedir.

Vizigotiar’ın kayıplarının bundan kat kat fazla olduğu kesindir. Çünkü Arap kaynakları kaçanların çok az olduğunu zikretmişlerdir. Her ne kadar az kelimesinin ifade ettiği sayıyı takdir etmek mümkün olmasa ve böyle durumlarda mübalağa yapılırsa da Vizigotlar’ın kayıplarının müslümanlarm kayıplarından fazla olduğu kesindir.

Müslümanlar, karşı tarafın karargâhındaki bütün mal, malzeme ve ağırlıkların hepsini ele geçirmiş ve sonunda bu ganimet dokuz bin müslüman arasında paylaştırılmıştır. Herkese iki yüz elli dinar düşmüştür. Tarık, savaştan sonra zafer müjdesini Mûsa’ya bildirerek ülkenin merkezine giden yolun önlerinde açıldığını belirtti. Müslümanlar, Tarık’ın zaferlerini ve ganimetin bolluğunu işitince her taraftan fetih hareketine ortak olmak için akın akın Endülüs’e gelmeye başladılar.

Halk, İslâm ordusunun karşısında korkuya kapılarak çoğu kalelere, şatolara sığındılar. Tarık, komutanlarını toplayıp Endülüs’ü fethetmek için bir plân hazırlamaya başladı.

bildirerek ülkenin merkezine giden yolun önlerinde açıldığını belirtti. Müslümanlar, Tarık’ın zaferlerini ve ganimetin bolluğunu işitince her taraftan fetih hareketine ortak olmak için akın akın Endülüs’e gelmeye başladılar.

Halk, İslâm ordusunun karşısında korkuya kapılarak çoğu kalelere, şatolara sığındılar. Tarık, komutanlarını toplayıp Endülüs’ü fethetmek için bir plân hazırlamaya başladı.[2]

[1]  Târık b. Ziyâd b. Abdillâh (Amr) en-Nefzâvî el-Leysî yıl: 2011, cilt: 40, sayfa: 24-25 Mûsâ b. Nusayr ile birlikte Endülüs’ü fetheden kumandan

[2] Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi Ansiklopedisi 4. cilt

~ tarafından Hayata Dair Notlar 30/06/2016.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: