Üç Dosttan Üç Yeni Kitap

924-haller-hayaller

Haller Hayaller, insanı, hayatı, hatırayı, hafızayı anlamaya dönük bir denemeler toplamı. Kategorize etmek, açıklamak, formülleştirmekten ziyade anlamaya, kavramaya, muhabbet kurmaya dönük girişimler, küçük adımlar. Nihayetinde denemeler. Hayatı, deneyerek, gözleyerek, içselleştirerek algılayan insanın yürüyüşü de bir denemeler toplamı. Deneme, tam da hayatın yanında, yakınında, içinde. Bu yüzden Haller Hayaller, bir kişinin kişisel tarihinden yola çıkıp gözlemlerini, okumalarını, sorgulamaları paylaşma zemini.

b_Isiklar_Acik_Kalsin

Mehmet Kahraman öykülerinde titiz bir dil işçiliği sergiler. Dil, gerek tiplerle gerekse atmosferle tam bir uyum içerisindedir. Tüm öyküler bir şekilde hayatın kıyısına düşmüş aile bireylerini anlatır. Öykülerinde baba, çocuk ve anne motifi önemli bir yer tutar. Olayı değil o olayın yazarda yarattığı izlenimleri, etkileri, çağrışımları öyküleştirir. Kahraman, hayatı buradan, ev içinden izler. Seslere, kıpırtılara, gürültülere kulak kesilir. Anlatıcının yaptığı, ev içlerindeki uğultuyu sözcüklerin sesine dönüştürmektir. Öyküler, küçücük olaylar etrafında başlar; bilinçaltı, zihinsel göndermeler ve çağrışımlarla halka halka genişler, derinleşir.

Necip Tosun

Bir öykücü iki şeyi hedefler: Okuyucunun ruhunda; insana, hayata, dünyaya, duygulara, düşüncelere, düşlere ilişkin bir rengi, bir noktayı, bir kelimeyi ateşlemek. Bunu yaparken öykü türünü var eden iç dinamikleri yerli yerince kullanmak. Hem insana dokunmak hem de bunu estetik bir biçimde yapmak. Mehmet Kahraman ikisini de başarıyor. Öykülerinin sonunda bir yitirişin, bir buluşun, bir zaafın, bir erdemin, bir alçalışın, bir yükselişin yani bir ruh durumunun heyecanını buluyoruz, üstelik bunu öykü sanatının iç düzenini ihmal etmeden yapıyor. Bu ikinci kitabında, Minareden Düşen Ezan’da oluşturduğu tabloya, gerçekçi anlatımın sınırlarını zorlayacak yeni çizgiler eklemek endişesinde…

Abdullah Harmancı

ism

İsmail Özen’in İtibar 30’da çıkan öyküsü “Babamın Şarkısı” yazarın öykücülük serüveninde yeni bir damar açtığını gösteriyor. Açmak istediğini demiyorum. Zira bu öykü öylesine başarılı ki, tek başına Özen öykücülüğünde yeni bir damar. İsmail Özen, çocukluk anılarını ve esrarengiz olanı anlatarak ilk kitabında iki ana damardan yürümüştü. Bu öykü ile yerlilik – yabancılaşma – ilahi olanadan uzaklaşma – ilahi olana duyulan derin özlem gibi bir yeni yoldan yürüyor. Öykü başladığında bir tercüme okuduğunuzu düşünüyorsunuz. Böyle başlayıp bitmiş olsaydı, zihnimde soru işaretleri oluşacaktı. Onca Batılı imge, motif, unsur yoğun olarak kullanılmışken birdeN tasavvufi bir şiir ve musiki parçası öyküyü dolduruyor. Derken anlatılanlar sadece öyküdeki kadını değil okuru da şaşırtıyor. Öykünün başı ile sonu arasında bilinçli bir biçimde inşa edilmiş bir zıtlık söz konusu. İster istemez Gül Yetiştiren Adam’ı düşündüm… (A.Harmancı)

 

~ tarafından Hayata Dair Notlar 30/04/2016.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: