Sus Hemşire!

 

Bu yazı Mahalle Mektebi Dergisinin Ekim-Kasım 2015 tarihli nüshasında tarafımdan yazılıp yayımlanmıştır. Dr. Muammer ULUTÜRKsus fotosu

Fotoğraf, ortaya çıktığı ilk günden beri simgesel etkisini hiçbir zaman yitirmeyen görsel bir malzeme. Kendine has bir konuşmayla konuşur, izleyiciler kendilerine has bir anlamayla bu konuşmaya mukabele ederler. Konuşma dili dışında çocukluğumuzdan itibaren öğrenip hayat boyu sıkça kullandığımız ve meramımızı anlatmakta kullandığımız başka vasıtalara sahibiz. İşaretlerin, kıyafetlerin, tavırların, mimiklerin, alarm işaretlerinin, flama ve bayrakların, semaforların da lisanı vardır ve bunlara simge/ler deriz. Bu bağlamda fotoğrafın dolaylı dilini göstergebilimde simge olarak nitelendirebilme imkanımız var.

Retorik, laf ebelikleri gerektirirken, simge dilinin kestirme yoldan bize ulaşıyor olması, nesnenin muhataplara zahmetsizce aktarımını sağlar. Bu, sözlüksüz ve yazısız iletiler, zihin dünyamızda sözden daha fazla kalıcı olurlar. Bazı durumlarda sözün defalarca yinelenmesi, yazıların duvarlara, panolara konulması yerine sembollerin tercih edilmesinin sebebi işte budur. Bir başka deyişle imge veya kavram bağlantılı semboller ya konu aldıkları nesneyi temsil ederler veya nesneyi algılanabilen kavramlarla ifade ederler.

Simgeler kimi zaman özneler ve nesneler arasında birer uzlaşma yahut itiraz aracı olurlar. İnsanlar nesneleri görürler, oradan kendilerine ulaşan mesajın içerdiği durumlara uygun davranışlar gösterirler. Zeytin dalı şayet bir kâğıt üzerinde duruyorsa somut bir durumu göstermesi bakımından bir görsel göstergedir. Aynı nesne bir kurum veya kuruluşu temsil ediyorsa simgeye dönüşerek –bu örnekte olduğu gibi-bir uzlaşma diline gönderme yapmakta ve barışı çağrıştırmaktadır.

Fotoğrafımıza dönelim. Bizi çocukluğumuza götüren kadındır “Sus Hemşire”. Çocukluk zamanlarımızın sevimsiz, bakımsız dispanserlerinde, bakım yurtlarında, millet yahut devlet hastanelerinde, şimdiki gibi her mahallede bulunmayan sağlık ocaklarında onun fotoğrafını görürdük. Sağlık kurumlarının sağlığa elverişli olmadığı, çalışan zevatın hasta ve yakınlarını tavırlarıyla hasta ettiği, hasta ve yakınlarının da onlardan geri kalmadığı günlerden bahsediyorum. Başında kepi, geriye doğru taranmış saçları, iri gözleri ve parmağını dudaklarına götürmüş haliyle bu hemşire fotoğrafını gören herkes kendini susmak mecburiyetinde hisseder, hastane koridorlarında, bekleme salonlarında özellikle çocuklarını susturmakta zorlanan annelerin imdadına yetişirdi.

Görenlerin kendisini hemşire zannettiği, aslında yetmişli yılların mankeni olan bu fotoğraftaki kadın, o zamanların sinema oyuncularına benzeyen Dilek Tunca’dan başkası değil. Ot dergisinde kendisiyle yapılan bir röportaj vesilesiyle ekranlara çıkan Tunca, bu fotoğrafın öyküsü sorulduğunda bir ilaç firmasının 1976 yılının yazında hastanelere bir “sus pankartı” yaptırmak istediğini aktarıyor. “Bir tek hastanelere koyacağız, sus işareti yapın” denilerek “bayan sus” için ajansta bir sürü poz çekilmiş, sonra da arasından bu poz seçilmiş. Hemşire kıyafeti de Haseki Hastanesi’nin başhemşiresinden ödünç alınmış. Fotoğrafın öyküsü kısaca böyle.

 

Dünyanın başka bir yerinde eşine rastlanmayacak bu fikrin sahibinin bizim ülkemizden çıkmış olması nedense bana pek de şaşırtıcı gelmiyor. Bu fotoğrafın Atatürk’ten sonra duvardan inmeyen ikinci fotoğraf olması da. Gerçi bir başka hemşire öyküsünün kahramanı da 1949 Panama doğumlu ressam Richard Prince’in çizimlerine dayanıyor. Bizim hemşirenin “sessiz olalım” mesajına hiç benzemeyen, böyle bir derdi olmayan bu çizimler pop-art adıyla anılıyor. Bunları muhtemelen meraklıları satın alıp evlerinin veya ofislerinin duvarlarına asıyor olmalılar. Hastanelere değil yani. Hele bir Nurse Kathy çizimi var ki, korkarsınız.

Simge dilinin Türkiye’deki en etkili örneği olan bu hemşire fotoğrafı yerine, duvarlara asılacak uyarı yazılarına uzun yıllar sürecek umarsızlık böylece çözülmüş oluyor. Okuma yazma bilmeyenlerin şimdikine oranla fazlaca olduğu bir dönem için pek parlak bir proje olduğunu peşinen kabul etmemiz gereken sus fotoğrafı, yazısız bir ileti olarak artık belleklere kazınmıştır. Fotoğrafı bir kez gören, sağlık kurumunda artık ne yapması gerektiğini çoktan öğrenmiştir. Sus hemşire aslına bakarsanız Türkiye’yi susturan tek kadındır.

 

 

~ tarafından Hayata Dair Notlar 22/12/2015.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: