Aynverd’de Bir Gün

Midyat Aynverd (Gülgöze) Köyü Mor Hadbşabo Kilisesi

Midyat Aynverd (Gülgöze) Köyü Mor Hadbşabo Kilisesi

Ne zamandır söylenip/söyleyip dururum, Tur Abdin’de, kadim bir yerde olmanın kendimi iyi hissetmekle yakın bir ilişkisi var. Orada çok diller konuşulur, cana yakın insanlara rastlanır, zarif evlere konuk olunur. Misafir, aç susuz ve uykusuz bırakılmaz. Lafı sözü dinlenir kimselerin anlattığı masallara, efsanelere ve çoğu acılarla nihayet bulan öykülere kulak verilir. Bin yıllık mabedlerin içinden, abbaraların altından geçilir, konuşup duran kadim şehirlerin olup bitenleri anlatan meydanlarında bütün Mezopotamya’nın fi tarihinden zamanımıza uzanan macerası çıkar karşınıza.

Dostum Hemmed Ali Begzo’ya dedim ki, beni şu dillere destan Aynverd’e götür. Yuhan’la tanıştır ki bana bildiklerini anlatsın. Burası “kullar dağı” anlamına gelen Tur Abdin’in, yani Cizre’den yukarılara, Hasankeyf’e kadar uzanan topraklarda neşvünema bulmuş medeniyetlerin ve dinlerin ülkesi; Paganların, Şemsilerin, Kamerilerin, Kadim Süryaniliğin ve nihayet İslamiyet numunelerinin sahnelendiği eşsiz coğrafyanın bir cüzüdür. Sabah ile öğle arası bir vakitte Midyat’a vardım. Gümüş simleri gözlerinin nuru ile nakşeden telkâri çarşısında bekler buldum Hemmed Ali’yi. Hapsinaslı Begzolardandır O. Ataları Mıhallemilerin köklerini bulma uğraşı veren aydın bir adam. Benim bu taraflara olan merakım onu hoşnut etti, samimiyetimizi perçinledi hep.

06 Temmuz 2012, köyün girişindeyim.

06 Temmuz 2012, köyün girişindeyim.

Nehrozların konağının oradan Midyat’ın doğusuna düşen köy yoluna saptım. Aynverd, “gül” ve “göz” anlamına gelir. Türkçesi Gülgöze. Gül, göze midir yoksa ruha mı? Aynverd derken lisan ile kulaktan gönüle ipeksi bir tını koşar gibi oysa. Estel’den bile birine sorsam Aynverd’i, Gülgöze’den önce tarif eder muhakkak. On beş kilometrelik köy yolu ne kötü öyle. Geçmişte üzüm bağlarının, zeytin ağaçlarının süslediği topraklardan bata çıka ilerledim. Şimdi bunlar yok denecek kadar az. İnsanları yurtlarından kovanlar bereketi de kovduklarını düşünmüşler midir acaba? Hiç sanmam.

Kilise kapısı

Kilise kapısı

Zeytin ve üzüm Mezopotamya inançlarının kutsal bitkileridir. Birinin yağı, ötekinin suyu iki Süryani sakramentinin olmazsa olmazıdır. Toprağın bitirdiğinin ritüele yansıması yani. Yahut ilki Kudüs’ün Zeytin Dağına ad, diğeri İsa’nın havarilerine son ikramı. Yaz sıcağında tozu dumana katarak gittim tozlu yoldan. Uzaklardan karşı tepeye dizilmiş eski konakları ve 1600 yıllık Mor Hadbşabo Manastırı ile kulelerini görünce Yuhan’ın anlatacağı çok şey olmalı dedim.

Mor Hadbşabo, içeriden

Mor Hadbşabo, içeriden

Hemmed Ali ile dolambaçlı köy yolundan yukarı çıkıp Mor Hardbşabo Manastırına geldik. Manastırın avluya açılan kapısının önünde beklerken Yuhan ve iki yakını geldiler yanımıza. Otuzlu yaşlardaki Yuhan ile tokalaşırken “senin adın aslında Yuhanna mı? dedim. Evet dedi gülümseyerek, “Yuhan ismimin kısaltılmış halidir”. Diğer ikisi George ve Şabo. Türkçe konuşurken zorlanan George, New Jersey’e yerleşmiş seneler önce ailesiyle birlikte. Buraya beni çeken onca şey var dedi; şu manastır, tarlamız, çeşmeden akan su… Şabo, ortalık durulunca kesin dönüş yapmış bir Almanya gurbetçisi. Gerçi o Güneydoğu’nun sükûnetinden fazlaca emin değil şimdilerde.

Köy sakinlerinden şabo

Köy sakinlerinden şabo

Mor Hadbşabo’nun 1600 yıllık avlusuna girdik. 1915’teki kuşatmada kilisenin dış ve iç duvarına saplanmış kurşun izlerine baktık birlikte. Mermiler taşları delip kaynamış. 1915 “seyfo” demek Süryaniler için. Seyfo, İttihat ve Terakki Partisinin kötü icraatlarının Tur Abdin’e ölüm getirmesi demek. Yüzlerce yıllık komşulukların ve sıcağın insanı delirttiği günlerde sona ermesi. 1915 olayları sırasında öldürülmekten kurtulan Süryaniler burada toplanmışlar. Şeyh Fethullah gelinceye kadar, 62 gün süren İttihat ve Terakki askeriyle aşiret mensuplarının kuşatmasına maruz kalmışlar. Hikâye uzun aslına bakılırsa.

Mehmet Ali Aslan, köyün sakinlerinden Yuhan, George, ben ve Şabo

Mehmet Ali Aslan, köyün sakinlerinden Yuhan, George, ben ve Şabo

Avlu eskiden mezarlıkmış. Kiliseye giren kapının yanında, dış duvara birkaç isim kazınmış. Dikdörtgen planlı kiliseye girilen büyük kapı bir kişinin başını eğerek ancak gireceği şekilde küçültülmüş sonradan. İçerideki ikinci kapı tek parça ve taştan yapılmış. Asıl ibadet kısmının tabanı da mezarlık. Karşılıklı iki duvar dibinde Süryani ruhanilerinin mezarları mevcut. Bunlardan biri Mor Filixinos Abdulahad’a ait.

Aynverd'de bayrağımız

Aynverd’de bayrağımız

Vaktiyle ünlü Papaz Cercis Kerboran’da öldüğü vakit Kerboran ve Aynverd ahalisi arasında tartışma çıkınca Müslüman ahali, Cercis’in insani hizmetleri sebebiyle cenazeyi kendi memleketlerine defnetmek istemişler. Mor Gabriel arazisi üzerindeki tartışmalar aklıma geldi hemen. Buraya da üç nokta koymam gerek. Bu hikaye zira hazımsızlık dolu.

Yuhan'ın evinde misafir olduk

Yuhan’ın evinde misafir olduk

Şabo kilisede bana ne zaman yazıldığını bilmediği el yazması Süryanice dua kitaplarını gösterdi. Hayli yıpranmış kitaplar bunlar. Üst katta zamanında medrese olarak kullanılmış misafirler için bir oda, kule geçişleri ve en üstte de burçlar yer alıyor. Kilisenin iki tarafındaki burçlar ana yapıdan çok sonra 1855 yılında eklenmiş. Tavan ve duvar yapımında kullanılan kiremitlerin sağlamlığı hayret verici. Terasa çıkıp bütün köyü seyrettim. Gözlerim zeytinlikleri, üzüm bağlarını aradı.

Onarılmayı bekleyen Süryanice bir yazma

Onarılmayı bekleyen Süryanice bir yazma

Mor Hadbşabo dışında dört kilise daha var köyde. Doğusunda Marşumuni, kuzeyinde Meryemana, güneyinde Mor Afram ve ona yakın yer altında bulunan Mor Barsavmo bulunuyor. Bu, geçmişte köyün ne kadar büyük bir yerleşim yeri olduğunu anlamaya yetiyor. Yüzyılın başlarında üç mahalle ve 250 hane varken, halen köyde 28 hane yaşıyor ve bunun 26 kişiden oluşan 10 hanesi Süryani. Terk edilmiş sahipsiz evler, bakımsız sokak araları viraneye dönmüş. Eski evlerin altlarında tüneller bulunuyor. Kimi büyük konakları eski sahipleri köye geri dönerek restore ettirmişler aslına zarar vermeden.

Aynverd'den eski bir konak

Aynverd’den eski bir konak

Manastırdan ayrılıp Yuhan’ın evine gittik. Eski evin üzerine yenisini inşa etmişler. Evin altta kalan eski odaları şimdi kiler olmuş. Ev sahibi Yuhan durmadan ikramlar getirdi önümüze. Memleket meselelerini konuştuk. Süryanilerin, Türklerin, Kürtlerin Arapların ve Ezidilerin asırlar boyu bir arada yaşayabilmelerinin bir kabiliyet değil de, sadece insan olmayı unutmamanın getirisi olduğunda hemfikir olduk.

Akşam yakın oldu. Güneşin son ziyası Midyat’a bakan tepelerin ardından kaybolup gitti. Vaktiyle bıçak yapımı ve telkari ile geçimini sağlayan sessiz Aynverd’e veda, Yuhan’a teşekkür ederek ayrıldık Hasankeyf’e doğru.

Yrd. Doç. Dr. Muammer Ulutürk

~ tarafından Hayata Dair Notlar 08/08/2015.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: