CİLO DAĞLARINDA

Çocukluk hafızamdan birkaç fotoğraf karesi orada öylece duruyor. Bunlardan biri Cilo Dağları idi ve günün birinde kendimi 20 bin yıllık Sat Buzulu’nun üzerinde bulacağıma inanmazdım.

Anadolu Fotoğraf Dergimizde Hamit Yalçın’a röportaj veren ve bölgeye dair bir belgesel kitabı bulunan Necmettin Külahçı, “1964-68 yılları arasında Sat Buzulları’na gittiğini, Hakkari’den girerek dağların arasından 15 gün sonra Yüksekova’dan çıktığını” söylemişti. Aklıma o geldi. Çocukluğumda gördüğüm fotoğraflar ona ait olmalı diye düşündüm.

Dağcılar için de önemli bir hayal Hakkari’nin Cilo’su. Çünkü en sarp tırmanış rotalarından biri burası. Bu dağın 4 bin 168 metrelik zirvesi Reşko (Uludoruk), Ağrı’dan sonra ülkemizin ikinci yüksek zirvesini oluşturuyor. Anlatılmaz güzellikte, muazzam bir coğrafya.

Yaklaşık 30 kilometre boyunca uzanan Cilo (Buzul) Dağı, Güneydoğu Toroslar’ın en doğu uzantısını oluşturuyor. Batıda Büyük Zap Suyu, güneyde Şemdinli Çayı, doğu ve kuzeydoğuda da Nehil Çayı’nın derin şekilde yardığı dağ, sarp ve hırçın vadileriyle biliniyor.

Hakkari ile Yüksekova arasında uzanan Cilo’nun 3 bin metreden yüksekteki derin vadilerinde Türkiye’nin en büyük buzulları uzanıyor. Bunlardan bizim üzerinde yürüyüş rotamızın sonu olan Sat Buzulu 3 bin 250 metre yüksekliğinde.

Anadolu Fotoğraf Derneği olarak son birkaç yıldır fotoğrafçıların Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu görmelerini istiyorduk. Geçen yılın Haziran ayında düzenlediğimiz etkinliğin Van ayağından sonraki durağımız Hakkari oldu. Malum sebepler yüzünden kimsenin gidemediği Sat Buzullarına ve çevre yaylalara 30 yıl sonra çıkan ilk fotoğrafçı kafilesi idik. Sadece Hakkari’ye değil doğuya ilk defa gelen fotoğrafçıların yüzündeki endişeyi kolayca anlayabiliyorduk doğrusu. Sat Buzulu ve Mergan Yaylası öylesine görülmeye değerdi ki, dönüş yolunda herkes aynı şeyi söylüyordu: Bir sonraki program ne zaman?

Güzergâh boyunca karşılaştığımız mezralarda insanlarla sohbetler ettik. Vadilerin su kenarlarında koyun sağan, yün eğiren, gündelik işlerini yapan berivanlarla, sürülerinin başındaki şivanlarla bir araya geldik. Sükunete en çok burada geçim derdinde olan insanların ihtiyacı vardı. Barış ortamı sayesinde köylerden yaylalara göç hızlanmıştı.

Cilo’ların alt ucu olan Mergan Yaylasına geldiğimizde gözlerimize inanamadık. Büyüleyici doğanın, türlü kır çiçeklerinin ve vahşi buzulların altından vadi boyunca aşağıya akıp Zap Suyu’na karışan Ava Spi Çayının manzarasına doyamadık. Kısa bir konaklamanın ardından buzula doğru yola koyulduk. Üç saat kadar süren dura kalka yürüyüş sırasında fotoğraf çekmek için molalar verdik. Mergan Yaylasının Reşko doruğu ve Reşko Buzuluna ulaştığımızda hayli yorulmuştuk. İkindi sonuna kadar burada kaldık. Buzulda olmak sonsuzluk hissiyle birlikte insanın coğrafya karşısındaki acizliğini anlamasına imkan veriyor. Buzulun küçük kitleleri, yaz başında olduğumuzdan henüz eriyordu. Reşko’nun gölünü renkleriyle görmek mümkün olmuyor bu sebeple. Molalarda güneş gören bir yerde olmanız gerekir burada. Değilse soğuk içinize işliyor. Akşam karanlığına kalmamak için kafilenin en gerisinde kalan grup olarak geri dönüş yolundaydık. Buzul vadileri bir süre sonra yerini otlarla çiçeklerle kaplı toprağa bıraktı. Akşam yakın olmasına rağmen hava ısındı. Ya da bize öyle geldi. Mergan düzlüğüne indiğimizde bizden önce buzuldan dönen ekibe katılarak buradaki günümüzü tamamlamış olduk.

Bölgeyi fotoğraflarıyla ilgi odağı haline getiren dağcı-fotoğrafçı arkadaşımız Hacı Tansu Ava Spi kenarındaki notlarında şöyle diyordu: “Böyle bir suyun kenarında taşlarla yapılmış ocağın üzerinde kara çaydanlığın içinde kaynayan çayın kokusu ve tadı inanılmaz keyif verir. Mergan Yaylasının etrafını kuşatan yüksek ve ihtişamlı dağların zirvelerinden, eriyen karların beslediği adım başı kaynak sularını ve sularını ve çiçeklerin rüzgârla ahengini fotoğraflamak ayrı bir şanstır.”

Mergan ve Reşko Buzulunda olmak her fotoğrafçı, her gezgin için gerçekten de şans. Hakkari’yi terör yerine bu muazzam coğrafi güzellikle tanımak ancak buralara gelmekle mümkün olabilir.

Yeri gelmişken artık bir marka değeri haline gelen Berçelan Yaylasından söz edelim.

“Berçelanın inişi

Gökte Reşko’nun başı

Parıl parıl parlıyor

Sümbül’ün altın başı

 

Böyle demiş şiirinin bir yerinde Abdülhakim Keskin. Ne güzel demiş.

Hakkari il merkezine 20 kilometre uzaklıkta bulunan yayla, 3 bin 300 rakımlı. Dört mevsimi bir arada yaşayabileceğiniz yayla kayakçılık, yürüyüş, kamp imkanlarına elverişli olduğu gibi endemik bitki türlerini de görebiliyorsunuz. Her yıl Temmuz ayında festival düzenleniyor. Berçelan’a Hakkari’deki ikinci günümüzün sabahı araçlarımızla ulaştık. Toprağın yeşili, dağın beyazı, göğün mavisine rengarenk çiçeklerin eşlik ettiği Berçelan görülmeye değer.

Cilolar ve Hakkari’nin yüksek doruklarına yaslanmış yaylaları ziyaretçilerini bekliyor.

~ tarafından Hayata Dair Notlar 10/09/2014.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: