Dersim Sempozyumu

Resim

Türkiye’de son yıllarda küçük şehirler dâhil her şehirde bir üniversite açıldı. Üniversitelerin açılış amacı, kuruluş şekli ve personel alımı dahil çok ciddi tartışmalara sebep oldu. En önemli eleştiri bu girişimin politik olduğu iddiasıydı. Üstelik üniversitelerin hemen hiç birinin sağlam bir altyapısı, akademik kadrosu da yoktu. Yakın gelecekte bir çoğunun kadro kurma imkanı da olmayacaktı. Bütün eleştirilere rağmen üniversiteler açıldı, imkan ölçüsünde eleman temin edildi, bazı şehirler üniversiteleri sahiplendi mali kaynak ve imkan temin etti. Üniversiteler belli bir mesafe katetti. Ama yine de eleştiriler ve tartışmalar devam edecektir.

Yeni üniversitelerin en dikkat çekici özelliği kurucu rektörlerin önemli bir kısmının bölge insanları arasından veya o bölgenin etnik, dini hatta mezhebi ve sosyal dokusunu anlayacak türden insanların görevlendirilmiş olmasıdır. Bu uygulamanın ne kadar önemli olduğu kısa sürede ortaya çıkacaktır. Son dönemde akademik olarak Kürtler konusuyla ilgilendiğim için özellikle doğu ve güneydoğudaki üniversitelerin düzenlediği sempozyumları izliyor, tebliğ, makale ve kitaplarını okumaya çalışıyorum. Doğrusu yayınların çoğu bilimsel anlamda çok da tatmin edici değil. Ama gözden kaçırdığım önemli bir gerçeği Dersim Sempozyumuna katılınca fark ettim.

20 – 22 Eylül 2013 tarihleri arasında II. Uluslararası Tunceli/ Dersim Sempozyumu düzenlendi. Bir defa sempozyumda Dersim adının kullanılması çok anlamlıydı ve kesinlikle doğru bir seçimdi. Dersim Sempozyumuna ilgi ve katılım oldukça iyiydi. Sempozyumda dikkatimi çeken noktalar şunlardır:

Türkiye Cumhuriyetinin tekçi, etnik ayrımcı politikası zayıflamış herkes kendini nasıl ifade etmek istiyorsa öylece ifade edebiliyor. Yıllardır yurt dışında bulunan Kürt diasporası olarak bilinen Kürt aydın, entelektüel ve araştırmacıları birikimlerini Türkiye’de rahatlıkla ifade paylaşabiliyor. Hatta doktorasını yurt dışında yapan çok sayıda Dersimli akademisyen ve Kürt araştırmacının yeni üniversitelerde çalıştığını öğrendim ve çok mutlu oldum. Türkiye’nin demokratikleş sürecine girdiğine inanmaya başladım.

Sempozyuma sunulan bildirilerin kalitesi bir tarafa tartışmalar çok güzeldi. Çünkü dinleyicilerin önemli bir kısmı amatör araştırmacı, partizan veya en azından konularla yakından ilgili ve donanımlı insanlardı. Tartışılan konular çok güzeldi. Dersim Kürt mü değil mi, Zazalar Kürt mü değil mi, Dersim Aleviliğinin özelliği ve farklılığı, Türkiye Cumhuriyetinin Kürtlere yönelik politikası gibi ancak siyasi bir zeminde yapılabilecek tartışmalar sempozyum bünyesinde yapılabiliyor. Belki asıl önemli olan ilk defa Kürtler kendi kendilerini, kendi sorunlarını yüksek sesle konuşmaya ve tartışmaya başladılar. Bu zamana kadar bütün tartışmalar Türkiye ve Türklük karşıtlığı üzerinden yapılıyordu. Şimdi tartışma konusuna Kürtler de dahil oldu. Kürtler, Zazalar ve Dersim Kızılbaşları bütün meselelerini önce kendi aralarında tartışacaklar. Ümit ediyorum ki ortaya çok güzel şeyler çıkacak. Özellikle Avrupa’da yaşayan Kürt araştırmacıların ve akademisyenlerin sunumları çok güzeldi. Bu tür tartışmalar -siz buna kavga da diyebilirsiniz- oldukça Türkiye’deki siyasi tartışmalarda tansiyon düşecek daha açık söyleyeyim dağa çıkışlar azalacaktır. Türkiye de herkes kendi inanç ve kimliğiyle kendini ifade edebilecektir. Ancak bunun bir süreç olduğunu daha olumlu gelişmeler için zamana ve anlayışa ihtiyaç olduğunu biliyorum.

Katılımcı ve sunumları ayrı ayrı değerlendirme imkanım yok ama bazı isimleri söylemeliyim. Sayın rektör Durmuş Bozdağ’ın bölgeye hizmetleri saymakla bitmez. Sayın hocam iyi ki varsınız. Kadri Yıldırm, Artuklu üniversitesinde ciddi bir bilim insanı, Mesut Yeğen, Kürt Tarihi dergisi yayın yönetmeni ki bu dergi Kürtler konusuna ilgi duyan herkes tarafından takip edilmeli., Çok önemli bir Kürt araştırmacı Malmisanıj adıyla bilinen Mehmet Tayfun’un varlığı ve çalışmaları her türlü övgüye değer. Candan Badem, İbrahim Yılmazçelik, Ali Kaya… Ayrıca çok sayıda edebiyatçı, filolog, halk bilimci, siyaset ve toplum bilimci vardı. Tartışmalar daha çok Dersim kıyımı üzerinden öfke diliyle devam ediyor ama umarım sonuç çok güzel olacak.

Sempozyuma katılımda çok farklı faktörler etkili oluyor galiba. Dikkat ediyorum kendi alanında çok iyi olan veya olduğunu sanan birçok tarihçi bu tür programlara katılmıyor. Mesela Türkiye’de yüzlerde Kemalist, muhâzakar, ulusalcı tarihçi var ama nedense hiç biri Dersim benzeri programlarda yoklar. Halbuki olabilmeliler. Söyleyecek sözleri varsa buyursun söylesinler. Türkiye’de kendi söyleyip kendi dinleme dönemi bitti. Herkes eteğindeki taşı dökmesi gereken yere dökebilmelidir. Üniversitelerin her ortamda doğru bildiğini söyleyebilecek ve eleştirilere tahammül edecek insanlara ihtiyacı var. Necdet Subaşı örneğinde olduğu gibi. Bu vesile ile yeni üniversitelerin Türkiye’nin geleceğine çok olumlu katkı yapacağına inandığımı söylemeliyim. Dersim Sempozyumunu düzenleyen, katılan ve katkı sağlayan herkese şükranlarımı sunuyorum.

Yrd. Doç. Dr. Bekir BİÇER

http://www.memleket.com.tr/dersim-sempozyumu-17892yy.htm

 

~ tarafından Hayata Dair Notlar 31/05/2014.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: