Bu nasıl tarihçilik?

 
Görsel
Kırım Harbi’nde müttefiklerimiz İngiltere ve Fransa karaya doğru dürüst asker çıkarmayıp bizi Ruslarla baş başa bıraktılar. Kalabalık Rus ordusuyla en çetin savaşları Tuna boylarında yaptık.

Bütün dünya, çağın silahlarına sahip olunca, başında iyi bir kumandan bulununca, ordumuzun nelerin üstesinden geldiğini bir kere daha gördü. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa Rusları Kalafat’ta, Silistre’de, Rus ordusunu önüne katıp bütün hızıyla kovalayan ordumuz Eflak’ı tamamen ele geçirdi; daha sonra Bükreş’e girdi.

Rus istilasının nasıl bir zulüm olduğunu dokuz aylık dönemde idrak eden Rumenler, ordumuzun Bükreş’e girişini, şehrin en büyük kilisesinde şükran ayini yapıp kutladılar. Rumenlerin ileri gelenlerinden oluşan bir heyet süvari birliklerinin kumandanı Dadaloğlu Şekip Paşa’yı ziyaret ederek, asırlarca kendilerine adaletle davranan Osmanlı’nın dönüşünden duydukları memnuniyeti ifade etti. Bu inanılması güç olayı, müttefik İngiliz ordusunun müşahidi Albay L. W. Tuthaym, hatıralarında şöyle doğrulamaktadır: “Rumenlerin sevinç gözyaşları samimi ve gönüldendi. Halk bana Ruslardan neler çektiğini anlattı ve ihtiyar bir Rumen şöyle dedi: “Bizim felaketimiz Türklerin gidişi ile başlayacak. Allah ve İsa, kırmızı kuşaklıyı başımızdan eksik etmesin.” Tuthaym, şu cümleyi ilave etmekten kendini alamıyor: “Bir milletin sevinç gözyaşları dökmesini o gün Bükreş’te gördüm.”

Bir Rus generalinin Balkanlar’dan Çar’a yazdığı mektuptaki “Biz Türkleri yenebiliriz, ama hatıralarını asla.” cümlesi ecdadımızın nasıl adaletle davrandığını anlatmaktadır. Rusya ve Avrupa bize karşı Balkanlara kin ve nefret tohumlarını ekmek için akla hayale gelmeyen her şeyi yaptılar, hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği yalanları uydurdular. Fakat Balkan milletleri kendi arşivleriyle karşı karşıya gelince, gerçeği gördüler. Almanlar Çekistan’a doksan yıl hakim oldular; Birinci Dünya Savaşı’nı müteakip oradan çekilmek zorunda kaldıklarında, Prag’da Çekçe bilen yoktu. Dağdaki çobanları getirip üniversitelerde hoca yaparak Çekçe’yi yeniden ihyaya giriştiler. Oysa Osmanlı Bulgaristan’da, Romanya’da yüzyıllarca kaldı; çekildiklerinde ne Rumenler, ne de Bulgarlar dillerini unutmamışlardı; milli kimliklerine sahiptiler. Mercimek kadar beyni olan Balkanlı bu gerçeği unutmaz.

Zaten sonraki olaylar unutmadıklarını doğruluyor. Kahire Konferansı’nda Numan Menemencioğlu savaşa girecek durumumuzun olmadığını açıkça deklare ettiğinde Almanların yenileceği belli olmuştu. Churchill, Balkanlar’a ve Orta Avrupa’ya Rusların girmesini istemiyordu. İsmet Paşa ile görüşmek için Adana’ya geldi. Yapılan görüşmelerde Churchill, İnönü’nün savaşa girmek istemediğini anladı. Ünlü General Montgomery, Paşa’mıza yazdığı mektupta; “1878’de elden çıkardığınız ananızın ak sütü gibi helal topraklarınıza ebediyen veda etmek sorunda kalır, oralardaki insanlarınıza yazık edersiniz.” diyordu. Rusların girişini felaket olacağını bilen Bulgar Hükümeti mahrem bir şekilde bizi davet etti. Bu arada Rumen Diktatörü General Antonesku’nun Ankara’ya gönderdiği gizli heyet Rumen hükümetinin isteğini ulaştırdı: “Türk orduları Romanya’yı işgal etsin. Bükreş’te hakiki fatihler gibi karşılanacaklardır. Çünkü Ruslar, topraklarımıza girerlerse, bir daha çıkmazlar ve başta Türkiye, dünya için dert olurlar.”

Almanlar da çekildikleri topraklara bizim girmemizi istiyorlardı; çünkü Bismarck’ın “Rus ayısı girdiği topraklardan daha çıkmamıştır.” sözü kulaklarında çınlıyordu. Ama bizim Milli Şef’imiz büyük bir ferasetle (!) savaşa girmedi. 1939’da savaşa girmek ne kadar yanlışsa, 1943’ten itibaren savaşa girmemek çok daha büyük yanlıştır. Ecdat yadigârı topraklara veda ettik; milyonlarca insanımız zulümlere maruz kaldı. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Ege’yi Rusya’ya karşı sağlama almak için on iki adaları İtalyanların bize devretmek istediklerini Ecevit de Londra’da açıkladı. Şimdi ise Ege Denizi’nde boğazımız sıkılmaktadır.

Bu nasıl bir tarih anlayışıdır ki, hiçbir tarihçimiz kaçırılan fırsatların milletimize neye mal olduğunu ele alıp incelememektedir. İnsanın yaşadığı olayların, karakterinin, dünyaya bakışının oluşmasında etkili olduğu muhakkaktır. İnönü’nün askerî ve diplomatik hayatını bilen, onun risk üstlenemeyeceğini teslim eder. Ama tarihçiler bu konuları ele alıp incelemeli, yeni nesiller neleri, niçin kaybettiğimizi bilmelidirler. İşbaşına gelince de, fırsatları görüp kaçırmamaya dikkat etmelidirler. Ne çare ki bizim tarihçilerimizin etkili ve yetkili çevrelerin borazanlığını yapmaktan başka bir gayeleri yoktur.

NOT: Ramazan Bayramı’nın milletimize, ümmetimize, bütün insanlığa mutluluklar getirmesini temenni ederim.

20 Ağustos 2012, Pazartesi

~ tarafından Hayata Dair Notlar 27/10/2012.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: