Vicdan olmadan barış olmaz!

Bir türlü adını koyamadık: Mesele Kürt meselesi mi, yoksa Kürdistan meselesi mi? Devlet ve AK Parti hükûmetine göre, bu Kürt meselesidir; Öcalan, Kandil ve BDP’ye göre ise, Kürdistan meselesi!

Pek iyi de, durumu birbirinden farklı problematikler olarak ele alan taraflar, bir masaya otursalar bile, bu koşullarda bir anlaşma zemini bulabilmeleri mümkün müdür?

Galiba bu iki taraf arasında, belirli bir kamuoyu hazırlama konusunda, angaje olmamış özerk zihinli Kürt aydınlarına büyük görevler düşüyor. Türkiye’nin en değerli Kürt aydınlarından biri olan Orhan Miroğlu gibi sağduyulu, donanımlı ve özerk zihinlere…

Orhan Miroğlu, bu yılın başında ‘Silahları Gömmek’ adında, çok ama çok önemli bir kitap yayımlamış, ondan önceki kitapları gibi, vicdan sahibi olmanın her şeyden önce gelmesi gerektiğini bilen bir aydın sorumluluğuyla Kürt meselesine dair düşüncelerini bildirmişti. Miroğlu’nun kitaplarını okuyunca şu yargıya varmanın kaçınılmaz olduğunu gördüm: Vicdan olmadan, barış olmaz!

Şimdi bakınız, iki gün önce ‘Milliyet’ gazetesinin, Abdi İpekçi geleneğini sürdürerek yeniden başlattığı ‘Düşünenlerin Düşüncesi’nde, Orhan Miroğlu’nun bir makalesi yayımlandı. Dağda olsun şehirde olsun, daha doğrusu nerede olursa olsun siyasete kurban verilmiş ölüler veya kurban verilmekte olanlar adına, vicdan sahibi bir aydın duruşuyla yazıyor Orhan Miroğlu ve şunları yazıyor: ‘Ölüm sınırına gelip dayanmış bir toplu ölüm orucu karşısında kamuoyu elbette susmamalıdır. Hükûmet, elbette bu ölüm oruçlarını durdurmak ve kimsenin hayatını kaybetmemesi için ne gerekiyorsa yapmalıdır. Ama kurban olmak, yeryüzünün en kutsalını, yani hayatı, yeryüzünün en kutsal davası için bile olsa, siyaset pazarına sürmek, bunca deneyime rağmen, siyaset oyununu ölüm ve kurban mistifikasyonu üzerinden tahayyül etmek, muhtemel bir müzakerenin bu yolla kurulabileceğine inanmak, doğru bir tercih olabilir mi?’

Elbette olamaz! Miroğlu, ‘sivil ve demokratik siyasetin yolu[nun], şiddet ve ölüm üzerinden tasarlanan bir geleceğin parçası olmayı kabul etmekten geçm[ediğini]’, haklı olarak, belirttikten sonra, sözü BDP’ye getiriyor ve BDP’nin ‘maalesef, demokratik zeminin değil, elinde silah tutanların yegâne karar verici olduğu bir şiddet zemininin parçası olmayı tercih etti[ğini]’ öne sürüyor.

Miroğlu, BDP’ye seslenerek şöyle sürdürüyor sözlerini: “Siz elinizdeki bütün siyasi kozlarınızı ve siyasi manevra alanlarınızı elinde silah tutanlara veya üstün ve mucizevi bir gücü olduğuna inanılan bir lidere sorgusuz sualsiz terk ederseniz, bir yıl içinde bin gencin hayatını kaybettiği bir savaşa, cezaevlerinde yüzlerce insanı ölümle karşı karşıya getiren bir karara itiraz edemezsiniz. Ne yazık ki “kurban olmaya hazırız” demekten ve halkı sokağa çağırıp durmaktan başka elinizden bir şey gelmez.”

Miroğlu soruyor: “Kürt sorununda yepyeni bir sayfa açmanın başka yolu yok mu?”

Elbette var, Sayın Miroğlu, elbette var! Vicdanın, siyasetten önce gelmesi! Biliyoruz artık: Vicdan olmadan barış olmaz…

Sizin de belirttiğiniz gibi, “hangi talep, hangi dava hayatın kendisinden daha üstün, daha kutsal olabilir ki?”

27 Ekim 2012, Cumartesi

~ tarafından Hayata Dair Notlar 30/07/2012.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: