Borucu Hüsnü Karısını Boşayacak mı?

2007-10-22 20:04:00 Vaktiyle bizim mahallede gırnatalı-borulu, davullu-dümbekli düğünler olurdu.
Düğün evi önlerinde, -içmenin de bir usulü muhakkak vardır- içkinin tesiriyle adaba muhalif tavır ve davranış icra eyleyen birtakım insanlar, kendilerine ayrılmış masaların etrafına kurulurlar, doğrusu akşamı da bulurlardı. 25-30 sene geçti aradan.

Bu mezesi ve şişesi pek bol masaların etrafına kurulanlar, damadın yaşıtları değil, orta yaş ve üstünü temsil edenlerdi umumiyetle. Şöyle göbek bağlamış, saçları seyrelmiş, kerameti kendinden menkul bakışları ile sağa sola nazar eden, çokbilmiş adamlardı. Damadın yaşıtları utanırlardı sanırım; masaları izleyen yığınla gözün arasında olmaya cesaret edemezlerdi. Sokaktaki bu içki meclisleri sükûnetle başlar, umumiyetle de olaylı biterdi. Misal mevsim kış ise, rakıyı kaçırmış olanlar, biraz da bilerek yerlerde sürünürler, çamurlara batarlar ve akranları tarafından evlerine sürüye sürüye götürülürlerdi. Bu tür ukalalıklar, taşkınlıklar neden yapılırdı, hala anlamam. Çocuklar duvar diplerine sıralanır, ortadaki rezaleti kahkaha ile seyrederlerdi.

Seyredilen aslında, çalgıcılardı. Televizyon her evde yoktu ki. Zengin düğün sahipleri çalgı ekibi getirir, parası çok olmayanlar klarnet-davul ikilisi tutarlardı. Meraklı çocuklar, ne yapacağı belli olmayan sarhoş tehlikesine rağmen, her düğünün vazgeçilmez klarnetçisi Bekir’in yanına kadar ulaşır, onun bu işi nasıl yaptığını büyük bir merakla izlerlerdi. Bizim oralarda klarnetin adı “boru”, davulun adı “dümbek”ti. Öyle öğrenmiştik.

Boru’cu Bekir’in başka bir yere sözü varsa onun yerine Boru’cu Sabri tercih edilirdi. Borucu Bekir’i geçenlerde Muhacir Pazarı’nda gördüm. Diğerinden haberim yok. Borucu Bekir, coşku içinde günün revaçta olan şarkılarını türkülerini başını sağa sola, arkaya öne sallayarak maharetle çalar, bu sebeple de borusunun yuvarlak ucu “sanatseverlerce” para ile doldurulurdu. Dürülüp bükülen paranın Borucu Bekir’in yakasına değil de, klarnetinin uç kısmındaki genişliğe (wikipedi bunun adının kalak olduğunu yazıyor), tıkılması, anlamadığım bir mesele olarak öylece duruyor. Böyle bir durumda Borucu Bekir, esmer yüzüne yakışan bir gülümseme ile gülümser, çalmayı durdurur, kalaktan parayı çıkartıp cebine koyardı. O sırada masadakilerden yılışık, tuhaf tezahürat yapılır ve “abim benim!, Mübarek, Mustafa Kandıralı mısın!!” sesleri duyulurdu.

Artık günümüzün bizim oralardaki düğünlerinde, ev önlerinde böyle salya-sümük, aşağılık manzaralar yok. İyi ki de yok. Terk edilen yahut zamana uydurulan birkaç gelenek hariç ağırbaşlı, sakin düğünler yapılıyor. “Güvey katma” vaktinde belden çekilen tabancaların, tüfeklerin hiç olmamasını, yok olup gitmesini de dilerim. Sürüyle ölüm ve yaralama hadisesi eksik olmuyor. Gerçi geçmişte de vardı tabanca tüfek. Lakin maganda kurşunu diye tabir edilen bir şey bilinmezdi. Ya atıcılar ustaydı, ya da şimdikilerin gözü kör.

Gelelim Borucu Bekir’den Borucu Hüsnü’ye.
Bergamalı bu. Babasının yanında beş yaşında “boru” çalmaya başlamış. On iki yaşına kadar Ege ve Anadolu’nun çeşitli yörelerine müzikal yolculuklar yapmış. 1990’da İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Çalgı Eğitim Bölümüne girip iki yıl sonra okuldan atılmış. Şimdilerde geç elde ettiği tanınmışlık ve “yürü ya kulum” misali elde ettiği kazanım ile televizyonların magazin mevzularına konu ediliyor. Ailesi ve ismi lazım olmayan kişilerle yaşadığı arabesk mevzular, gündemde kalmasını sağlıyor. Giderek çöken aile kurumundan etkilenenlerden biri de o. Belki de bu anlamda kendi işinin aktörü. Bunları geçen hafta içinde alışkanlığım olmadığı halde “takıldığım” bir magazin programından öğrendim. Aklıma Borucu Bekir Geldi. Bazı şeyler dışında “aman neydi o eski günler” filan diyenlerden değilim. Para, servet ve şöhret olmanın getirisini, “karı boşayarak” veya ona yakın her ne ise, sonuçlarla yok ederek bitirmek galiba erkeklerin hamurunda var.

Borucu Bekir işini iyi yapardı. Hüsnü de iyi yapıyor aslında. İkisi de ortalama olarak benzer muhitlerin çocukları olarak büyümüşlerdir sanırım.

Ben Borucu Bekir’i, işini iyi yapan lakin kendi halinde bir adam olarak seneler sonra hatırladım. Acaba şimdi, benim “amannn amannn” diye iyi olmalarını salık verdiğim, tavır ve davranışla örnek olmaya çalıştığım çocuklar, seneler sonra Borucu Hüsnü’yü nasıl hatırlayacaklar? Eğer internet veya gelecekte adı ne olacaksa o şeyin sayfalarında arama yaparlarsa evet. Hatırlayacaklar. Fakat arama motorunun bana verdiği %1’lik “Borucu Hüsnü” yerine, % 99’luk Hüsnü karsını boşayacak mı cinsinden magazin haberiyle…

İyi hatırlanmak kadar güzel devlet olur mu hiç?..

~ tarafından Hayata Dair Notlar 31/12/2007.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: