Vefâ/Vefâsızlık Üzerine Yahut Aşık Reyhanî

reyhani22.jpg

Lütfeyle halime geçti şu ömrüm
Yar yüzünü görüp görüp ağlayım

Nasip eyle eşiğini kapını
Yüzlerini sürüp sürüp ağlayım

Reyhani’yim n’olur beni inandır
Yanarken bir yudum su ver de kandır
Yalvarırım seher vakti uyandır
Rüzgarlardan sorup sorup ağlayım

Bu yazıyı beş sene kadar önce Yeni Meram Gazetesinde yayınlamıştım. 10 Aralık 2006 günü O vefat etti. Kaybolmasın hafızamız diye burada bulundurmam uygun düştü. Yazının sonunda biyografisini okuyabilirsiniz.
Toplum olarak biz yakınlarımıza, sevdiklerimize karşı ne kadar vefâlıyız acaba? Bu husustaki kanaatlerimiz şairin dediği gibi olmalı:
Unutulmuş birer birer/eski dostlar eski dostlar/ne bir selam ne bir haber/eski dostlar eski dostlar…
Bir zamanlar nimet olarak gördüğümüz çok şeyi artık işe yaramaz görünce kaldırıp atanlardan mıyız?
Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında, Âşık Reyhânî ile yapılan söyleşiyi seyrettikten sonra kendimi sorgulamak zorunda kaldım vefâlı biri miyim diye.
Halk kültürümüzün mühim bir parçası olan âşıklık geleneğinin, vaktiyle parlak bir temsilcisi olan Âşık Reyhânî, evinde yalnızlığını yaşayan bir kimseydi. Bir takım cüz’i yardımlarla hayatını idâmeye çalışan usta, ne kadar zor şartlarda yaşadığını anlattı program boyunca. Göz yaşlarına hâkim olamadı kimi zaman. Bir yardım beklentisi içinde değildi elbet hâlet-i rûhiyesi. Böyle insanların “ar” dereceleri yüksek olur çünkü. Kısa bir özgeçmişi anlatıldıktan sonra, Michigan Üniversitesi’nden davet aldığını belgeleyen bir vesika gösterildi izleyicilere. Şüphesiz ki onu mühim hâle getiren bu belge değildi. Yaşadığı hâli, kâle aktaran âşığın belgeye mi ihtiyacı olur? Memleket dışından, tâ Amerikalardan akademisyenlerin dikkatini çeken ustanın terkedilmişliği “görenleri” hüzne boğmuş olmalı.
Nedense bizde hep böyledir “gündemden düşen” her âdem oğlunun âkıbeti. Oysa söz konusu olan, evvel “hüp”leyen sonrada “güm”lemeye eli mahkum olacak bir şarkı değil ki. Bu, hiç bitmeyecek, mesajını anlayanların anlayabileceği mâhir bir söz ustasının gündemidir.
Kültürümüze sahip çıkmaları ümidiyle geçimlerini temine çalışan yetkili ve de etkili câmiadan acaba, görüntüleri seyrettikten sonra hüzünlenen ve bu konuda bir şeyler yapmaya niyetlenen kimseler olmuş mudur ki? Geç de olsa maddi yardım için şu âna kadar bir hareketin kıvılcımı çıkmış mıdır? Umarız öyledir.
Klasik bir ifade olacak amma, cümle âlem bilir ki gelecek, geçmişe sahiplenmekle mümkündür. Her yeni tecrübeyi bizler, eski bir davranışın üzerine bina etmez miyiz? Güneşin ilk ışıkları, karanlık bir gecenin ardından gelmez mi? Evimizin biricik çocuğu konuştuğu lisânı nasıl öğrenir? Cevherimizi görmezden gelirsek kim onu harekete geçirebilir?
İnsan ister istemez, bahsetmeye çalıştığım vefasızlık manzaralarını görünce etki altında kalıyor. Buna benzer görüntülere daha önce de şahit olduğumuz bir vâkıadır zaten. Belki de Âşık Reyhânî örneği son olmayacak.
O halde burada iki farklı ancak birbirine yakın iki vefâsızlık örneğinden bahsetmiş oluyoruz. Birincisi hâs adamlara, diğeri eşe dosta.
Bugün en azından kendime paylar çıkardım hiçbir şey yapamıyor olsam da. Sağıma soluma baktım ve bu hususta kendime çeki düzen vermeye karar verdim hayat serüvenini pek ilginç bulduğum Cahit Sıtkı gibi şu satırları yazmamak adına:
Boşuna çalıyorsun/Postacı,/Boşuna çalıyorsun kapımı./Artık benim değildir,/üstünde ismim adresim yazılı mektuplar./Git başkalarını sevindir,/Başkalarını mahzun et/Bana hükmün geçmez artık./Bir aşkım var bugün/Bahçemdeki çiçekleredir,/İnsanlara değil,/ Boşuna çalıyorsun kapımı,/Postacı,/Boşuna çalıyorsun.

BİYOGRAFİSİ VE BAZI ŞİİRLERİ
1932 yılında Hasankale’nin Alvar köyünde doğdu. Asıl adı Yaşar Yılmaz’dır. İran’dan göçen babası önce Kars’a daha sonra Erzurum’a yerleşti. Aşık Reyhani’nin çocukluğu köyünde geçti. Zaman zaman komşu köylere gitme olanağı bulduysa da daha başka yerlere gidemedi. Okuma yazmayı okula gitmeden öğrendi. Sonraki yıllarda ise dışarıdan sınava girerek diploma aldı.

Küçük yaşlarda köyüne gelen aşıklardan etkilendi. Hem aşıklardan dinleyerek hem de eline geçen kitapları okuyarak birçok halk hikayesini öğrendi. Kendi aşıklığı ve şiir yazmaya başlaması 18 yaşından sonradır.

Reyhani, rüyasında gördü bir kıza aşık oldu. Kısa bir süre sonra da kızı kaçırdı. Birkaç ay geçmeden evliliği geçimsizliğe ve huzursuzluğa dönüştü. Bunun üzerine karısının ailesi kızlarını alarak başka biriyle evlendirdiler. Aşık Reyhani, bu dönemden sonra Dertli mahlasıyla şiirler yazmaya, türkü söylemeye başladı. Ancak bu mahlası uzun süre kullanmadan, Bayburtlu Aşık Hicrani tarafından Reyhani mahlası verildi.

Konya Aşıklar Bayramına aralıksız katılan 7 aşıktan biridir. Eski aşıkların dışında, yetiştiği Huzuri Baba, Nihani, Cevlani, Efkari, Murat Çobanoğlu’nun babası Gülistan Çobanoğlu gibi aşıklardan gelenek ve usul öğrendi.

İran’dan Avrupa’ya birçok ülkede türkü söyleyen Aşık Reyhani, katıldığı yarışmalarda da birçoğu birincilik olmak üzere çeşitli ödüller aldı. 1980’li yılların başında Erzurum’da bulunan Doğu Ozanları Derneğinin başkanlığına getirildi.

Aşık Reyhani birçok ülkeye konser ve konferanslara katılmak üzere çağrıldı. Ayrıca ABD’nin Michigan Üniversitesinde katıldığı bir konferanstan sonra kendisine fahri öğretmenlik unvanı verildi.

Şiirleri birçok gazete, dergi ve araştırmada yaralan ve çeşitli radyo ve televizyon programlarına katılan Aşık Reyhani’nin, şiirlerinin bir bölümünü topladığı “Alvarlı Reyhani” (1962), “Böyle Bağlar” (1966), “Kervan” (1988) ve bazı düşünce ve şiirlerinden oluşan “Şu Tepenin Arkasında” adlı kitapları Dilaver Düzgün tarafından hazırlanan “Aşık Yaşar Reyhani”, (1997) adlı kitap bulunmaktadır.

Aşık Reyhani 10 Aralık 2006 tarihinde aramızdan ayrıldı…

Bağlar

Demedim mi gönül kalkıp yürüme
Birgün yollarını harami bağlar
Dertliysen derdini dertsize deme
Dertsiz hekim olsa yara mı bağlar

Yazılan kaderdir başa gelince
Suç sende ayağın taşa gelince
Kudretin damlası coşa gelince
Onu bent mi eyler dere mi bağlar

Oku sayfasını geçen çağların
Yaprağı dökülmüş nice bağların
Adeti böyledir yüksek dağların
Aslı’ya yol verir Kerem’i bağlar

Ben de Reyhani’yim susuz pınarım
Damlam coş ederse olmaz kenarım
Öldüğümü duysa o nazlı yarim
Bilmem al mı giyer kara mı bağlar

Koklaya Koklaya

Gel yarim yeter bekledim
Gülü koklaya koklaya
Gözlerime yaş ekledim
Seli koklaya koklaya

Bir derdime bin ekledim
Aşkın boynuma yükledim
Seherde haber bekledim
Yeli koklaya koklaya

Gurbet gezdim adım adım
Asla olmadı muradım
Sırma saçın hatırladım
Teli koklaya koklaya

Reyhani’yim bak zamana
Kara bağrım yana yana
Kerem oldum Aslı Han’a
Külü koklaya koklaya

Sevdiğim

Al beni ne olur sevdaya götür
Erenlerden geri kaldım sevdiğim
Saz bir bahanedir göğsümü dövdüm
Bir kemik bir deri kaldım sevdiğim

Bu zalim zamanın ne ise kasti
Nereye gittimse yolumu kesti
Sırtımda kırık saz elimde testi
Doldurmadım yarı kaldım sevdiğim

Aşık Reyhani’yim uğradım derde
Nerdesin sevdiğim nerdesin nerde
Meydanı kaptırdım çakala kurda
Bir sürüden biri kaldım sevdiğim

Yarim

Bir muhannet yara gönül bağladım
Oldum bir kurumuş dal yarim yarim
Eğer günüm doldu, vadem yettiyse
Gelip de canımı al yarim yarim

Gençlik bir kuş idi elimden uçtu
Varlık kervan idi geldi de geçti
Ömür güneş idi gedikten aştı
Sanırsın olmamış yol yarım yarim

Aşık Reyhani’yim bu aşkın mesti
Gönlünden gönlüme bir rüzgar esti
Sen bir ulu pınar ben kırık testi
Acı bu halime dol yarim yarim

Bir Güzele

Bir güzele gönül verdim bağlandım
Ceylan oldu çekti beni izine
Boş boşuna ateşine dağlandım
Duman bitti umut kaldı közüne

Köz beni kül eder cana getirir
Yaş olur gözümden dane getirir
Gün olur ki yakar yıkar bitirir
Eyvah der elini vurur dizine

Dizine vursa da vurmasa da boş
İçenler uyanır içmeyen sarhoş
Aşk çilesi çetin olsa bile hoş
Hayal gerek aşıkların gözüne

Göze sürme çeker yar güzel olur
Yüze yaşmak çeker ar güzel olur
Yar ile dünyalık var güzel olur
Reyhani’yim baksam yarin yüzüne

Şimdi

Tükendi mürekkep karıştı satır
Bilemez ki katip ne yaza şimdi
Dört mevsimde ne şevk ne umut kaldı
Minnet ne bahara ne yaza şimdi

Vazgeç gafil göremezsin içimi
Sen kendinle kıyas etme suçumu
Doğuştan simsiyah olan saçımı
Söyle kim boyadı beyaza şimdi

Reyhani’yim geçti ömrüm saz ile
Gıda aldık hayaldeki haz ile
Bir ömür devrettik cilve naz ile
Naz bitti çevrildik niyaza şimdi

Ağlayım

Lütfeyle halime geçti şu ömrüm
Yar yüzünü görüp görüp ağlayım
Nasip eyle eşiğini kapını
Yüzlerini sürüp sürüp ağlayım

Gönlümüz gözümüz vecd ile dolsun
Muradım maksudum secdegah olsun
O gün olsun yarin müjdesi gelsin
Yol üstüne durup durup ağlayım

Reyhani’yim n’olur beni inandır
Yanarken bir yudum su ver de kandır
Yalvarırım seher vakti uyandır
Rüzgarlardan sorup sorup ağlayım

Bezdim

Ben bu aşkın abdalıyım
Dolana dolana bezdim
Çığ sökmüş bahar seliyim
Bulana bulana bezdim

Her gün sam yeli eser mi
Kamil cahile küser mi
Bıçak çeliği keser mi
Bilene bilene bezdim

Keder üstümüze zimmet
Zalimden olmaz merhamet
İlimsiz mürşitten himmet
Dilene dilene bezdim

Reyhani ölü yürür mü
Kül ölür mü kül çürür mü
Kuru ağaç dal verir mi
Sulana sulana bezdim Veremem

Bana derler aşık derdini söyle
Bu bir sırdır emanettir veremem
Belki dağlar kadar büyümem amma
Cevizin de kabuğuna giremem

Hasta odur sabır ile inleye
Evlat odur nasihati dinleye
Bundan sonra zevkle bakmam aynaya
Çünkü onda iç yüzümü göremem

Kulaksız işitmek dilsiz ifade
Canım cananındır edem iade
Vücut bir camidir vicdan seccade
Onun bunun çıkarına seremem

Reyhani’yim zamanım yok gülmeye
Doğar iken boyun eğdim ölmeye
Azrail gelmesin canım almaya
Bir canım var cananındır veremem

Söyleyin

Beni sizden sorarlarsa dostlarım
Bir Reyhani geldi gitti söyleyin
Hayatı çileli muradı yarım
Heder etti ah tüketti söyleyin

Aldı kırık sazı kapıdan çıktı
Ağlar gözler ile gülerek baktı
Dağın ufuğunda bir akşam vakti
Güneşle beraber battı söyleyin

Ara sıra sazı verdik destine
Name yazdı yarenine dostuna
Ceketini yorgan ettik üstüne
Kolu yastık oldu yattı söyleyin

Bir duvara yaslamıştı yanını
Sılasına çevirmişti yönünü
Gurbet elde hasret yaktı canını
Sitem vurdu dert çürüttü söyleyin

Aşık Reyhani’ymiş kıldı ah u zar
Dolaştı alemi diyar be diyar
Parça parça etmiş bir deli rüzgar
Yaşı yağmur göz buluttu söyleyin

Başlar

Bekle ağaç meyve versin
Taş ondan öteye başlar
Mevsim sonbahara ersin
Kış ondan öteye başlar

Üç kapıyı açacaksın
Dört pınardan içeceksin
Altı şartı seçeceksin
Beş ondan öteye başlar

Gel gülü yandırma bülbül
Önce ağla sonradan gül
Ölüm en son nokta değil
İş ondan öteye başlar

Reyhani can yakacağın
Tükenmedi çekeceğin
Asıl gözden dökeceğin
Yaş ondan öteye başlar

Kurtulamaz

İnsan ömrü kara benzer
Erimekten kurtulamaz
Sona doğru azar azar
Yürümekten kurtulamaz

Gençlik açılmamış güldür
İlim çağı tatlı baldır
Sonu yaprak dökmüş daldır
Kurumaktan kurtulamaz

Reyhani yar yara kalsa
Gönül neşe ile dolsa
Aslı som altından olsa
Çürümekten kurtulamaz

Birgün

Deryalar yanmaz diyenler
Denizler de yanar birgün
Nehir içip doymayanlar
Damla içen kanar birgün

Çiçek solar fikir solmaz
Derya damla ile dolmaz
Evladın kötüsü olmaz
Atasını anar birgün

Sözüm söz deyip övünme
Özüm öz deyip övünme
İşim düz deyip övünme
Çark tersine döner birgün

Kesilmez mevladan umut
Bir mürşidin elini tut
Gelir rüzgar gider bulut
Elbet yağmur diner birgün

Gel Reyhani hayal kurma
Yolu bilmeyene sorma
Kendini yüksekte görme
Gökler yere iner birgün

Beni 1

Behey rüzgar gider isen canana söyle beni
Lütfü ve keremi çoktur yakmasın böyle beni
Ben bu derde düş olalı bana Mecnun dediler
Ben nasıl Mecnun’um bilmem aramaz Leyla beni

Ben bu derde düş olalı gözlerim yaşta benim
Sinemi sitem kapladı gönlüm telaşta benim
Ne dizimde kuvvet kaldı ne aklım başta benimİpsiz bağladı felek bir kaşı yayla beni

Ey Reyhani hep düşündün dünyada han olmayı
Hiç aklına getirmedin bir kabristan olmayı
İstemem sensiz efendim tahta sultan olmayı
Bana köle deseler de sen kabul eyle beni

Beni 2
İlahi niyazım sana düşürme garip beni
Alemin şahı Rabbena kılma muzdarip beni
Derdi senden alır isem dermanı kim neylesin
Sen bana benim demezsen kurtarmaz tabip beni

Geldi geçti gaflet ile bunca yıl ve seneler
Hep senin emrinde döner yorulmaz pervaneler
Dergahına talip olmuş tabiri divaneler
Ne olur eyle yarabbi aklıma sahip beni

Ey Reyhani neden akar durmaz göz pınarların
Gönül neylesin dünyayı olmazsa senin yarinBirgün olup okununca cümlesi aşıkların
Yunusların arasında eyleme kayıp beni
KAYNAK: http://www.turkuler.com/ozan/reyhani.asp

~ tarafından Hayata Dair Notlar 29/01/2007.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: