Günü Kayıt Altına Almak

asi3308_0.jpg

Vaktiyle vak’anüvislik kadîm devletimizin en mühim devlet işlerinden biri addedilirdi. Malûm onlar Osmanlı Devleti’nde zamanın olaylarını tespit etmek ve yazmakla vazifeli devlet tarihçileri olarak asırlar boyunca işlerini düzenli olarak sürdürmüşlerdi. Bu sebeple de vak’anüvisler, devletin hâfızaları olmak özellikleriyle, geçmişte olduğu gibi bugün de tarih ve buna yakın bilim dallarıyla meşguliyeti olanlara kaynaklık etmektedirler.
Günümüzde artık vak’anüvislik yok. Bugün gelişen hâdiseleri elinde kâğıt kalemle takip edip yazmaya çalışan bir devlet memuru sınıfı da galiba yoktur. Şu anda varsa da en azından biz haberdar değiliz. Olup bitenler çağın teknolojik imkânları doğrultusunda kayıt altına alınıyor.
Kendi kendimize biz de, yaşadığımız olayların izini sürmek suretiyle günümüzü kayıt altına alma imkânına sahibiz. Özellikle de okul çağındaki çocuklarımıza bunun yolunu açmamızın pek çok getirisi olacağı da muhakkaktır.
Günlük tutmaktan bahsediyoruz. Beraberinde sayısız avantajın yakalanacağı, öğrenmenin bir başka türlüsünün zevkli hâle geleceği bir eylemdir günlük tutmak. Bunun için kendi çocuğumuza bu amaçla satılan albenili, renkli, bazısı kilitli, farklı ebatlarda bir defter almakla işe başlayabiliriz. Böyle bir imkândan mahrum isek aynı işi görebilecek başka bir materyal de pek âlâ işe yarayabilir. Sonra, zorlama yapmadan bunun icrâsının neye yarayacağını anlatmamız faydalı olacaktır. Gerisini de kendi çocuğumuza bırakıyoruz.
Günlük tutmak, sadece yaşanan önemli-önemsiz olayı kayıt altına almak anlamına gelmez. Bununla günün bir muhasebesini yahut ta duruma göre yüzleşmesini yapmış oluyorsunuz. Türkçe’yi güzel anlatabilme ve kalemle harfleri düzgün yazma konusunda çabanız artmış oluyor. Adeta, kendi kendinize başkalarına anlatamadığınız şeyleri yazmakla , “yazarak düşünme” faaliyetini gerçekleştirmektesiniz. Gülerken düşünme olur da yazarak düşünme olmaz mı hiç? Düzenli yazmak, size başka bir çalışma disiplini kazandıracak, günün belirli bir zamanını işe yarar hale getirecektir.
Geçen zamanların ardından, vaktiyle olup geçmiş yaşadıklarınıza, tecrübelerinize belki de hayretle bakacaksınız yeniden… Bendeniz de efendim, her gün değil ama bir düzen içerisinde yaşadığım ve iz bırakacağını tasavvur ettiğim hâdiseleri kayıt altına almaya çalışıyorum.
Meselâ şu satırları vaktiyle ‘”kayıt altına” almışım:
25 Ocak 1990,
…Çokça yürümenin verdiği yorgunluk neredeyse öğleye kadar uyumama sebebiyet veriyor. İstanbul’un, bu kutlu şehrin her tarafı buna değiyor elbet. Mahzun Ayasofya’yı bir güzel gezdik. Sonra Kapalıçarşı ve Beyazıt’taki sahhafları. Atalar, değerini hâlâ idrakten aciz kaldığımız eşsiz eserler bırakmışlar bizlere…
1 Mart 1993,
“Alâaddin Keykubad Salonunda ilk defa gördüm onu bu gece.1913 doğumlu bu beyefendi ne kadar da genç görünüyordu şaşıp kaldım. Dinleyiciler çok şeyler öğrendiler Roger Garaudy’den. Rektör Halil Cin ve Belediye Başkanı Halil Ürün ona ne zaman ve nasıl isterse Üniversitede çalışabileceğini ve kapılarının ardına kadar açık olduğunu söylediler…
Ne müthiş bir dinimiz var bizim. Bedenlerimiz uzakta da olsa kalplerimizi nasıl da yakın kılıyor.”
İzaha çalıştığım konuyu kıraat eyleyen okuyucu ne düşünür bilemem ama “vakti kayıt altına” almak zannedildiğinden çok daha iyi bir eylem.
En azından çocuklarımızı buna teşvik etmeyi denemekten hiçbir şey kaybetmeyiz.

~ tarafından Hayata Dair Notlar 29/01/2007.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: