Memleketimin Dahili Bedhahları ve Yaklaşan Öğretmenler Günü

dahili.gif

İçerideki bedhahlardan bir kısmı, sabahları bazı televizyon kanallarında yayınlanan kadın programlarında arz-ı endam ediyorlar. İsimleri Tülin-Caner, Ahu-Meriç, Ozan-Yeşim olsa da, medya gücünün kendilerine servis ettiği ortamın etkisiyle, Bob-Jeyn, Con-Cenifır, Bil-Keyt şeklinde ekranlardan süzülerek, henüz elektrikli süpürgenin temiz eylediği evlerin televizyonlu odalarına sarkıyorlar.

Çocuklarını ve eşlerini okullarına, işyerlerine uğurlamış olmanın verdiği huzurla dolan anneler, ellerindeki kahve fincanlarında neler göründüğünün onulmaz merakını, bilirkişi komşunun ortadan kaldırması ile gideriyorlar. Bir gün evvelden, süslü libaslarıyla memleketin bitmez sorunlarından birkaçına merhem olacak! tartışmalarına başlayacak olan Bob ve arkadaşları da, az sonra içeriye süzülüp diğer merakın ortadan kalkmasına vesile olacaklar. Acaba bugün ne olacak? Kim kimin hakkından gelecek yahut kim diğerinin canına okuyacak da, taraf tutulan dolayısıyla haklı bulunan şahıs ile aradaki ülfet artacak? Salya sümük ortağına bağıran, gözyaşları sel olup akan, bozulan makyajını silerse inandırıcılığını kaybedeceğini düşünen Jeyn’in arkadaşları, bu defa da kadın ruhlarına ve psikolojilerine sirayet ederek günlük görevlerini tamamlayacaklar. Ben esasen, hem Bob, hem de Jeyn’e haksızlık yaptığımın farkındayım. Onların memleketleri, memleket olalı böyle zulüm görmemiştir çünkü. İşaretimiz; tamamen kendine, kendi değerlerine yabancılaşma sürecinde bin yıllık mesafeyi çoktan almış olan fanatik seyirci kadınlarımızadır.

Allah’tan o saatlerde çocuklarımız okullarında oluyorlar. Yoksa onlar da, annelerinin fanatizmine elhâk çoktan katılmışlardır bile.

Akşamın prime-time denen, sofra saatlerine denk gelen vakitleri ve sonrasında, bu defa babalar da dahil olmak üzere, o kadar fanatik olmasa bile sabahki senaryonun benzeri kısır döngüler içinde devam ediyor. Ben her iki durum konusunda da, tedbirimi elden bırakmadan ne yaptığının farkında olmayan ebeveyne sözümün gitmesi gerektiğini vurgulamadan geçmiyorum. O bedhahlar cibilliyetlerinin gereğini yapıyorlar. Kendinize gelin demek istiyorum. Efendim, kumanda elinizde… diye başlayan söylemler de ayrı bir husus. Geçelim.

Şimdi gelelim cibilliyetlerinin gereğini yapan ve yalancı bir senaryoyu bıkıp usanmadan oynayanların ne tür bir iştahla oyunlarına devam ettiklerine:

Sabah şovları için Tülin ile Caner’e ayda 20’şer milyar, Ahu Tuğba’ya 20, Meriç Erkan’a 15, Ozan Orhon ve Yeşim Erçetin’e 15’er milyar ödenirken, ilgili yapımcı firma Kaynana Semra adıyla bilinen kadına da bir ev vermiş.

Bu düzenin içinde kim varsa hepiniz şuçlusunuz!

O sabah saatlerinde evlere fitneler girerken, eğitimciler, ilim irfan yuvası bildikleri okullarında, dersliklerinde, salonlarında, koridorlarında, öğretmen odalarında daha neyi düzeltebilecekleri, neyi daha iyisiyle öğretebilecekleri ve nasıl örnek teşkil edebilecekleri kurgularıyla kafa yoruyorlar.

Başını ne zaman okşadığınızı unuttuğunuz çocuğunuzun ayakkabısı delik mi, saçı, kıyafeti temiz mi, neden üzülmüş bunları öğrenmeye çalışıyorlar. Nerede ancak baş sokulabilecek türden ev varsa, tek maaşıyla geçinme derdini aşamamış öğretmenim orada oturuyor. Okul içinde bile tedhişe maruz kalıyor. Yeni mezun olmuş öğretmen adayları o kadar açık varken bekletiliyorlar. Atının ayağından sıçrayan çamurla şereflendiğini söyleyenlerin devri masal diyarlarında kaldı.

Sözüm sabahlara kadar yazmakla bitmeyecek biliyorum.

Memleket gençliği elden gidiyor tarzında söylemlerle kendimi korkutmak içimden gelmiyor. Öğretmenler günü yaklaşıyor. Söz kendilerinde olanlar, birkaç gün Başöğretmen Atatürk ile başlayıp sözlerini malum ifadelerle bitirecekler.

Asıl üzerinde durmak istediklerim, öğretmenlerin özlük haklarının ve konumlarının iyileştirilmesi filan değildir. Öğretmenler bu gidişle, hiçbir zaman Atatürk’ün genç Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati dönemindeki (1925-1929) gibi itibarlı olmayacaklar.

Rüzgâr eken fırtına biçer. Söz konusu programları seyrederek, çocukları ihmal ederek, okula yardımcı olmak yerine oraya buraya söz taşıyarak bir yere varılmaz. Eğitimin bir süreç olarak algılanıp mantık dairesinde herkesin katkısı olacak devrimler yapılması lazımdır.

Gelecek yazımızda bu konuya devam edeceğiz.

18 Kasım 2006

~ tarafından Hayata Dair Notlar 25/12/2006.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: