Geçmiş Zaman Olur ki…

meram3.jpg

Yetmişli yıllarda Mevlâna Caddesi’nden, eski Sümerbank binasının soluna döndüğünüzde Fenni Fırın’a giden cadde üzerinde inşaat malzemeleri satan oldukça uzun cepheli dükkânımız vardı. Şimdi çift yönlü olan cadde o zamanlar dar bir sokaktan ibaretti. Mahallenin eski evleri, geniş ahşap kapılardan girilen evlerin küçük bahçelerinde mundar ağaçları, Şair Hasan Rüştü Sokağında birkaç matbaa dükkânı, Demirci Hasan Çalıkoparan Amca’nın atölyesi, Rahmetli Hasan Amca’nın mis gibi kokan leblebi dükkânı, halıcılar, antikacılar ve muhakkak ikindi vakitlerinde bu dükkânlardan günlük kısmetlerini almaya gelen delileri vardı.
Kâğıt beş liraların iş gördüğü, çeklerin senetlerin, düzenbazlıkların nadirattan sayıldığı, “pırpır”ların; Nalçacı, Otogar ve Öğretmenevleri istikametine dolmuş yaptığı, mahkeme hamamının rağbet gördüğü 30 yıl öncesinden bahsediyorum. Hayatımız ne kadar sade ve basitti. Halıcılara alışverişe gelen hippi kılıklı kızlı erkekli turistlerin karşısına geçer, dakikalarca onları rahatsız ettiğimizin farkında olmadan bakar dururduk. Pek de müsamahalı olurlardı. Evimizin bulunduğu mahallemizde, turist rehberliği yapan komşumuzun oğluna misafir gelen genç adamın isminin Erik olduğunu öğrendiğimizde şaşırıp kalmıştık. Erik diye isim varsa, bunların armut yahut elma şeklinde de isimleri olmalıydı. İngiliz olduğunu öğrendiğimiz Erik, bir sene sonra tekrar geldi. Bizden yaşça büyük olanlarımız, bu Erik’in ikinci defa gelmesinin hayırlı olmadığına, bir ajan olabileceğine kanaat getirerek, gece yarısı arabasının tekerlerini bıçaklayacaklarını, bunu söylemesi muhtemel çocukları da cezalandıracaklarını söyleyiverdiler. Sabah olup da Erik komşu evinden dışarıya çıktığında, arabasının lastiklerini gördü ilkin. Sağa sola bakındı. Bakkalın önündeki Ankara gazozu kasalarının üstünde birkaç kafadar erkenden yerimizi almışız. Hemen koşup vaziyeti anlatacağım ama serde dışlanmak ve belki zarar görmek riski var. Bağırıp çağırmadı. Ev sahibiyle birlikte başının çaresine baktı. Sonraki günlerde araba için de bir komşu evinin bahçesini gidene kadar garaj olarak kullandı. Okul çıkışı “üç faul bir penaltı”ya sahne olan maçımızın ardından, yapılan işin “eşşeklik” olduğu kararına varıldı. Adam ajan olsaydı mahalleye mutlaka “birileri” gelirdi.
Bir de bizim evde televizyon yoktu. Dedemin “televizyon olan eve melek girmeyeceği” tarzındaki söylemlerini sorgulama gereği duymazdık. Ben ölmeden bu eve televizyon giremez derdi. Bildiği bir şeyler vardı mutlaka. Ama televizyonu olan nadir evlerdeki misafirliklerimizde ekranın tam karşısına geçip de dalıp gitmesini de yadırgardık. Ne zor bir işti televizyon almak. Üstelik dedemin ne zaman öleceğini de bilmiyorduk ki. Önemli bir sorun daha vardı. Dedem hakkın rahmetine kavuştuğunda hangi marka tv. alacaktık? “Şaup Lorenz” mi yoksa “Gurundik” mi alınacaktı? Şaup Lorenz daha iyi diyenler az değildi hani. Bir de tv.nin önüne renkli cam konulursa çok fiyakalı olacaktı. Renkli televizyon olmaz abi diyenlerin doğru söylemediğini 83 yılında anlayacaktık. Bu aleti ilk defa Almanyalı Ali abinin –Gurbetteki işçilerimizden Almanya’da çalışanlara Almanyalı denirdi de, nedense başka ülkelerdekilere Fransalı, Danimarkalı denmezdi- evinde bir akşam oturması gördüğümde 6 yaşındaydım. Ali Abi, öyle şeyler anlatıyordu ki. Yayın nasıl gelir, anten nereye bakar…Anteni görmem lazımdı ama karanlıktı etraf.
Geçmişe dair yazılacak çok şey var aslında. Nostalji yolculukları yaparken benim gibi daha kırkına üç kalan birinin, 60 yıl öncesini anlatıyor gibi olması, ülkenin nasıl bir sosyal değişime, dönüşüme uğradığını gözler önüne seriyor. Bu keskin değişim kulvarında sanırım 70’leri gören türlü yaş grupları, bugün ortak bir nostaljinin hikâyesini ortak bir lisan ile anlatacaklardır.
İletişim araçları, internet, donanımlı otomobiller, kablosuz ağlar, bulaşık makineleri, plazma ekranlar, çok kanallı tvler, hayatın kolaylaştırmak ve usulüne göre yaşamak adına bize ne kadar hizmet ediyorlar? Giderek bozulan Türkçe, fevkaladenin fevkinde sosyal mesajlar, akıbeti meçhul Avrupa Birliği gündemleri, açlık sınırı ve enflasyon farkı, Pervari’deki evden görünen Nişantaşı, bakalım ileride nasıl bir nostalji anlatımının malzemesi olacak?
Bugün, okuldaki öğrencilerin uyanıklığına bakarak, kendi çocukluğumun uyku halini mukayese ediyorum. Meramdere’den dört mevsim çağıldayıp ilkbaharda bahçeleri basarak Saracoğlu’na ulaşan su, kış günleri belimize kadar teptiğimiz, toprak damlı ev üstlerinde kürüdüğümüz kar yok artık.
Hangi teknoloji doğal olanı, eskinin yerine koyabilir?

~ tarafından Hayata Dair Notlar 25/12/2006.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: