Bir Bayram Yazısı

 kircicekleriiconse4.jpg

Ramazan ayı da artık bitti sayılır. Şevval ayının ilk günü, inanmış Müslümanlar Ramazan bayramının birinci gününe ulaşmış olacaklar. Bayramın adı şeker değil. Nasıl ki, çikolata yahut lokum da ikram edilmesine rağmen lokum bayramı, çikolata bayramı değilse adı, şeker bayramı da değil. Değerlerimize bilerek veya bilmeyerek verdiğimiz zararı hiç değilse şu kelimeye vermeyelim.

Ramazan ve bayram günlerinin eskiden şöyle, şimdi böyle olduğu şeklinde serzenişleri uygun görmüyorum. Geçmişte Ramazan ve bayrama dair iyi olan şeyleri bugüne adapte etmenin imkânı bulunabiliyorsa, bunlar pekala günümüzde canlandırılıp yaşatılabilir. Aynı durum ah o eski ramazanlar denildikten sonra arkası pek de gelmeyen hatıra cümleleri için de geçerli. Nesi varmış eski ramazanların diye soruyorum kendi kendime. Yaşı ilerice olanlarımızdan vaktiyle ekonomik durumu kâfi olanların söyleyecekleri olabilir elbette. Ancak umuma bakıldığında, eski ramazanlar denilen nostaljik vurgulardan; ister istemez günümüze oranla yokluk ve yoksulluk çıkıyor. Bu sebeple çoğumuzun anne babasının hatta kendisinin bayramlık kıyafet veya ayakkabıyı yastık kenarına, göz önüne koymak fenomeni, şimdilerde bir şey ifade etmiyor. Çocuklarımızın bunun ne demek olduğuna dair en küçük fikri bile yok. Ben bu nostaljik yakınmalardan; daha çok samimiyete, sıcaklığa, kaynaşmaya vurgu yapılmak istendiğini seziyorum.

Muhtelif tv. Programlarına bakıyorsunuz. Direkler arası, kanto, ibiş, İsmail Dümbüllü, panayır, atlı karınca kelimelerinden örülü bir nostalji çıkıyor karşınıza. Şimdi bu kimin nostaljisi? Benim değil bir kere, kimin o zaman? Yakın dönem medya nostaljisi diyelim buna en iyisi.

Şimdi iktisadi pür melalimiz ve ramazan yardımlaşmalarımız geçmişe göre daha iyi şüphesiz. Özellikle bu ramazanda yakın çevreden uzak çevreye, ramazan bereketine dair gözlemlerimin daha olumlu olduğunu görmekten sevinç duyuyorum. İçinde gösteriş bulunmadığına inandığım yardımlaşmalar neticesinde, gözlerin ıslanışına, yüreklerin kıpırtısına, iyi bir iş yapmak ve işe yaramak düşüncesinin karşılık buluşuna tanık oldum bu Ramazan ayında. Hem de çoktu. Tahminlerin ötesindeydi. Vermeye gelen birinin yardımı, hemen o anda almaya talip, ancak mahcubiyetle bakan bir annenin, dedenin bakışına karşılık geliyordu. Ramazan bereketi derken kastedilen işte tam buydu. Merhametin azgınlığa galebe çalmasının Ramazana mahsus anlamı buydu işte. Açlığın nasıl bir mürebbi olduğunun, sabrın selametle nihayetlenişinin kıymeti başka türlü nasıl bilinirdi?

Bireysel davranış olgunluğu, toplumsal birliktelik ve hedeflerin gerçekleşmesi, Ramazan ruhunun diğer bütün zamanlara sirayet etmesi sayesinde imkân bulacaktır. Çünkü başkalarına yem olmamanın çaresi bu ruhu diri tutmaktan geçiyor. Bu sebeple kendimizi ve Ramazanlarımızı öze dönük haliyle yenilememiz, gözden geçirmemiz gerekiyor. Eğer buna sahip çıkmayacak olursak, elimizden kayıp giden başka değerlerimiz gibi bize yaşıt bayramlarımız da atlarına binip gideceklerdir.

Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim. Bayramınız kutlu olsun.
21 Ekim 2006

~ tarafından Hayata Dair Notlar 25/12/2006.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: