“Başörtünüzü hemen çıkarın” demişler…

 turkvekillerde71.gif

Almanya’da tanınan bazı Türkler, ülkede yaşayan Müslüman kadınlara başörtülerini çıkarmaları çağrısında bulunmuşlar. Federal Meclis milletvekilleri Lale Akgün ve Ekin Deligöz ile Liberal Türk-Alman Birliği Onursal Başkanı Mehmet Daimagüler ve kadın hakları savunucusu Seyran Ateş, Bild am Sonntag gazetesinde yaptıkları çağrıda, “başörtüsü takmakla Müslüman olunmaz” demişler.

Haber böyle sevgili okurlar. Aslında bu söylemleri değerlendiren bir yazı kaleme almayı düşünmüyordum ama, kendimi sorumlu hissetmenin ağır baskısı altında kaldım. Bıkıp usandık. Başörtüsü konusunda dinimizin emri şudur tarzında bir yazı değil bu. İsteyen örtsün isteyen örtmesin. Ama özgür bireylerin ne düşünecekleri ve meşru sınırlar içinde ne yapacakları konusunda mühendislik yapmak da kimsenin haddine olmamalı. Bu cümleden, dinin kimler tarafından siyasete alet edildiğinin bir resmi ve remzi olarak bazı hususları ortaya koymak istiyorum.

Sadece Almanya’da yahut Avrupa’nın herhangi bir yerinde değil, bu hususta en has olmak üzere ekseriyetin Müslüman sayıldığı ülkemizde din tüccarlığı yapılıyor öteden beri. Gerçi din tüccarlığının geçmişi çok eskilere dayanıyor. İsa öncesi Yahudilikte, gnostik birtakım dinlerde, Ortaçağ Hıristiyanlığında ve nihayet İslam’ın bazı dönemlerinde bu cinsten tüccarlıktan nemalananlar olmuştur. Olmaya da devam edecektir.

Şimdi soralım, “inançları gereği” başlarını örttüğünü söyleyen kadınlarımız başörtülerini bir daha kullanmamak üzere çıkarsalar, acaba memleketin veya başka coğrafyaların hangi problemini çözmüş olurlar? Almanya’da özgürlük mü artar? Cehaletin bir Alman’a aidiyetini anlamak mümkündür. Sizin hayata yönelik uygulamalarınızı bilmiyor diye düşünebilirsiniz. En azından hoşuna gitmeyebilir veya uygulamayı kadın-erkek eşitliğinin ihlali olarak görebilir.

Bu hatunlardan biri, “modern İslam bilimcilerinin başörtüsü takmanın zorunlu olmadığını söylediklerini ve başörtüsüz sokağa çıkmanın günah olmadığını belirtip, şöyle demiş: “Erkekler ile kadınlar aynı haklara sahiptir. Türk erkeği modern bir kıyafetle dolaşırken, eşinin başörtü takarak uzun bir paltoyla dolaşması yakışmıyor.” Kimmiş bu modern İslam bilimcileri? Hangi hakla yüzyılların uygulamasına yeni bir değer vermişler? Siz beğenmiyorsunuz diye niçin oradaki gurbetçi hemşehriniz kıyafetini, modasını değiştirsin? Size ne? Kalkıp onlardan biri de, sizin görünüşünüzü eleştirse ne düşünürdünüz? Sizin sahici olduğunuzun alameti nedir? Başörtüsü takmakla Müslüman olunmayacağının bilgisini nerden alıyorsunuz? Siz fıkıhçı mısınız?

İşte tam burada, bir başka ülkeye aidiyet sorunundan mülhem çok ciddi bir aşağılık kompleksi görünüyor. Üstelik gurbette siyasetçisiniz ve yerli dostlarınız böyle istedi diye siz de böyle istemek zorunda kalıyorsunuz. Yok öyle değilse, görünüşleri beğenmediğinizden başka birinin şahsi hayatına müdahale isteyerek her iki durumda da adamlık suçu işlemiş oluyorsunuz. Oysa bunun, en azından bir gelenek meselesi olduğunu ifade ederek kültürel zenginliğe atıfta bulunabilirdiniz. Ama siz belki de hâlâ, gelenekteki başörtünün şöyle, şimdikinin böyle oluşu konusunda iddialara sahipsiniz. Size ne bundan? Hayatın zaman geçtikçe değişen dinamikleri var. Siyasetçisiniz ama sosyolojiden, tarihten, İslam’dan haberiniz yok. Almanya’da siz, kippasıyla dolaşan cübbeli bir Yahudi gördüğünüzde ağzınızı açabiliyor musunuz? Ya portakal renkler içinde bir Budist gördüğünüzde?

Meseleyi bir başka soft gerilimden mütevellit yaşanmış bir diyalogla bitirelim. Aslında bunların hepten tartışma konusu olmasını bile istemiyoruz. Çünkü sokakta bu konuda en ufak bir gerilim yoktur.

O sırada ezan okunmaktadır. İki arkadaştan biri şunu söyler:

-Ezan sözleri bana göre Türkçe okunmalı. Çünkü hiçbir şey anlamıyorum.

Diğeri:

-Peki ezan Türkçe okunmuş olsaydı namaz kılacak mıydın?

-Hayır.

– O halde ben namaz kılan biri olarak bunu sorun etmiyorum da sen niçin sorun ediyorsun?”

Aziz okurlar, ezcümle, dünya kimseye kalmayacak. Öyle olsaydı, içinizden birileri Karun’un fabrikasında belki de asgari ücretle çalışan hatta sigorta primleri de ödenmeyen bir işçi olarak yaşayıp gidecektiniz.

16 Ekim 2006

~ tarafından Hayata Dair Notlar 25/12/2006.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: