Miço’nun Öyküsü/Şehrin Öyküsü

“Sedef Saplı Bıçak Miço”, Zeki Oğuz’un 17. Kitabı. Aralık ayının ortasında bürosuna uğradığımda imzalayıp verdi kitabını. Kabadayı Miço’nun biyografik öyküsünü farklı zamanlarda kendisinden dinleyip yazmış. Türkiye ve Konya’nın yetmişli-seksenli yıllarından kesitler sunan kitabın belgesel özelliğini göz önüne aldığımızda, öykü sahnelerinin ilgilisinin çokça işine yarayacağını düşünüyorum. Bu yönüyle kitap, Konya bibliyografyasındaki yerini çoktan aldı.

Temiz bir dili, akıcı bir anlatımı var eserin. Notlarını ustaca öyküye dönüştüren yazarımız, Miço ile karşılaşma öncesinde yahut öykü aralarında kendi günlüğünden kesitleri de okuyucuyla buluşturmuş. Eski bir kabadayının izini sürerek şehrin/şehirlerin nasıl evrilip dönüştüğünü sosyo-kültürel bir gerçeklik olarak görme imkânı sunuyor Zeki Oğuz. On dört öykü ve bir fotoğraf albümünden oluşan kitap, bir dönemin kenarda köşede kalmış kişi ve olaylarının perdesini aralıyor.

Bakkalı markete, bekçiyi güvenlik görevlisine, evi siteye, kabadayıyı mafyaya, mahalleyi şehir içi gettoya dönüştüren süreci düşündüm okurken. Olur olmaza ah nerde o eski günler diyenlerden değilim yanlış anlaşılmasın. Emek Sineması yerinde durabilirdi belki. Fenni Fırın da. Şehrin orta yerindeki Teksas pavyonun artık orda olmaması rahatsız etmez beni. Üçler mezarlığının yanına otel yapma fikri eder ama. Otel inşaatı bitince, mezarlığına bakan cephenin penceresinden kabirlere nazar eden turistler hikmetle dolarlar artık. Kitabının son bölümünde sözünü ettiğimi öfkeyle dillendirmiş zaten yazarımız, “otel yapımına karar verenleri tarih affetmeyecektir” diyerek.

Yetmişlerde, Şair Hasan Rüştü sokağında işyerimiz vardı ve ben dört yıl kadar önce gazetedeki köşemde, sokağı şöyle anlatmışım: “Yetmişli yıllarda Mevlâna Caddesi’nden, eski Sümerbank binasının soluna döndüğünüzde Fenni Fırın’a giden cadde üzerinde inşaat malzemeleri satan oldukça uzun cepheli dükkânımız vardı. Şimdi çift yönlü olan cadde o zamanlar geniş sayılmayacak bir sokaktan ibaretti. Mahallenin eski evleri, geniş ahşap kapılardan girilen evlerin küçük bahçelerinde mundar ağaçları, Şair Hasan Rüştü Sokağında birkaç matbaa dükkânı, Demirci Hasan Çalıkoparan Amca’nın atölyesi, Rahmetli Hasan Amca’nın mis gibi kokan leblebi dükkânı, halıcılar, antikacılar ve muhakkak ikindi vakitlerinde bu dükkânlardan günlük kısmetlerini almaya gelen delileri vardı. Kâğıt beş liraların iş gördüğü, çeklerin senetlerin, düzenbazlıkların nadirattan sayıldığı, “pırpır”ların; Nalçacı, Otogar ve Öğretmenevleri istikametine dolmuş yaptığı, mahkeme hamamının rağbet gördüğü 30 yıl öncesinden bahsediyorum.” Geçmişte olup biteni yâdım, kötülüğü az, sadeliği çok günler sebebiyledir. Bir de Zeki Oğuz’un anlattığına takviye yapmak, onun kadar çok olmasa da bildiklerim.

TYB Konya Şubesi ve fotoğrafla kesişen ortak yönlerimiz sebebiyle toplantı ve etkinliklerde birlikte oluyor, yolculuklar yapıyoruz Zeki Ağabey’le. Kitapları, fotoğrafları, hayata bakış açısı, haksızlığa tahammülsüzlüğü, mütevazı kişiliği ve birikimi ile onun üretkenliğinin devamlı olacağını biliyorum kendi adıma. Ömrünün sonuna kadar yazsın, fotoğraflasın hayatı dilerim.

Kitabın yayını için de, yazarına sahip çıkan, destekleyen Memleket Gazetesi’nin sahibi sevgili Adem Alemdar’a da teşekkür etmek lazım.

About these ads

~ tarafından Hayata Dair Notlar 24/01/2010.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: