Kızıldağ’dan Kubad Abad Sarayına (3. Buluşma)
Bu bir”memleket meselesi” yazısı değil elbette. Bir “dost buluşmaları”nın üçüncüsü. İnsanların birbirini unuttuğu bir zaman diliminde üniversite ahbaplığının devamının bir göstergesi. Bir yâd-ı mazi diyelim. Geç de olsa başlattık ve devam etmesini diliyoruz. Seneye kimbilir nerede ve kimlerle bir arada olacağız?
Şarkikaraağaç’ta başlayıp, çepeçevre bir Beyşehir Gölü turu sonrası Yenişarbademli’de nihayetlenen keyifli buluşmamızın adım adım görüntüleri. Haydi başlıyoruz.
Gezi yazımın tam metni fotoğrafların bittiği yerde. En altta. Ne de olsa söz uçar, yazı kalır demişler. Dostlar okusun, davet edilip de gelmeyenler ibret alsınlar diye
2 saatlik bir yolculuğun ardından Şarkikaraağaç öğretmenevindeyiz. Sol başta İlçe Milli Eğt. Şb. Md. Beyşehirli Ali Aslan, en sağda Adanalı Kadir Dakni
Yöreye has katmeri afiyetle mideye indiriyoruz çay eşliğinde.
Fele Pınarı’a hareket ediyoruz. Kısa bir mola. Hasan Yaşar Üstadım susamış belli ki.
Fele Pınarı’nda suyumuzu dolduruyoruz. Hüseyin Alagöz dostum harıl harıl çalışıyor yarım litrelik şişeleri doldurmak için.
Beyşehir’e geliyor ve dünyanın 8. harikası Eşrefoğlu Camiini ziyaret ediyoruz. 8. harika sözü bana ait değil. Dünya öyle söylüyor.
Aşağıdaki üç kubbeli yapı Beyşehir Bedesteni, diğer adıyla “bezziye hanı”. Şimdiki tâbirle manifaturacılar çarşısı. Yapım yılı 1551. Restorasyonu sürüyor.
Cami içi detayı. Ahşap sütunlar cami yapımı sırasında 5 ay boyunca gölde bekletilmiş.
Muazzam bir görüntüsü var kanalın.
Araçlarımızı Köprü civarına parkediyor teknemize biniyoruz.
Gölden Eşrefoğlu Camiine bakış.
Şöylece kuruluyorum en uç tarafa. Yılanlı Ada’ya gidiyoruz.
İstanbul’dan katılan sevgili Cömert.
Piknik için indiğimiz Yılanlı Ada etrafında miniminnacık bir tur.
Kayığın motoru “ayvayı yiyebilirmiş”. Yine de sağol genç balıkçı.
Bu adamdan kesin iyi model olur. Mehmet Çelik dostum.
Burası yılanlı Ada. Öğle-akşam arası piknik yapıyoruz. Yılanı çokmuş. Tırsmamak imkansız. Su haliyle yok.
Ada dönüşü. Tekne gelince çay keyfi burda devam ediyor.
Bir Beyşehir klasiği. Güneş batıyor.

Beyşehir’den Kızıldağ Milli Parkı’na hareket ettik. Geceyi geçirdiğimiz prefabriklerden biri.
Oksijeni bol sedir ormanında isteyen çadırda da kalabiliyor.
Sabah gün doğmadan ormanda yürüyüş yapıyoruz. Ben şimdilik oturuyorum.
Mevlüt Korkmaz, Hasan ve Hüseyin tefekkürdeler.
Hay Mevlam neylersen güzel eylersin tefekkürü bu. Gün doğuyor, herkes görmeli burayı.
Kızıldağ’da gün doğumu.
Ali dostumuz neden öyle bakar acaba? Bir kusur mu ettik ki?
Kadir Bey, oh be Adana’dan geldiğime değmez mi hiç deyip keyfediyor.
Kızıldağ’dan ayrılıp Kubad Abad istikametine ilerliyoruz. Kısa bir mola. Fotoğraf meraklıları buraları kesin görmeli. Manzara muhteşem.
Çevrenin doyumsuz güzelliği böyle hayran bıraktırıyor. Soldaki Mehmet de, sağdaki kim?
Ali Bey dostumuzun iki mahdumu.
Hasancığım diyor ki; Üstadım, sanata uygunluğu varsa çek fotoğrafımı. (Şu sanatçı adamlar bir başka oluyor.)
Gedikli Beldesi. Şirin bir yörük köyü. Köylü milletin hem efendisi, hem akıllısı. Yörede çokça yaygın araçlar.
Gölova’dayız. Kubad Abad 5 km. içeride. Yol berbat. Toz duman.
İç mekan görüntüleri
Kubad Abad neredeyse tarihe gömülmüş. Kalıntılar arasında geziyoruz.
Bendeniz köşe bucak geziyor durmadan fotoğraf çekiyorum. Burda zorunlu olarak elimde kameram yok.
Kubad Abad’dan ayrılıp Pınargözü Mağarasına geliyoruz. Burası mağara girişi. Türkiye’nin en uzun mağarasıymış. Buz gibi hava geliyor içeriden.
Su o kadar soğuk ki, Hüseyin ile iddiaya giriyoruz kim elini daha uzun süre tutacak diye. Rakibim 45 saniye sonra pes ediyor. Rekor bende 2 dakika ile. Elim morarıyor. Tavsiye etmem.
Gülersiniz tabii. Keyifler gıcır…
Ayakları da serinletelim. Böylesini nerden buluruz.
Bu Mehmet’ten model olur mu demiştim?
Ömrümde böyle yaşlı çam ağacı görmedim. Tam 680 yaşında. Bizimkiler her zamanki gibi neşeliler.
İşte o çam ağacı. Arbalarla bir kıyaslayın yüksekliğini. 28.5 metre.
Piknik sonrası Beyşehir’e ulaşıyoruz.
Yenişarbademli’ye dönüp sazan yiyor, İlçe Milli Eğitim Md. vekili Hüseyin Yüksel Oflaz Bey’e teşekkür ediyoruz.
Yenişarbademli Isparta’nın ilçelerinden biri. İlçe çıkışında buraya geldiğimiz belli olsun diye Cömert’e poz veriyoruz.
Veda zamanı yaklaşıyor. Ali Beyler buradan Şarkikaraağaç’a dönüyorlar, biz Beyşehir üzerinden Konya’ya.
Veda zamanı. İyi sarılın birbirinize bakalım.
1993 MEZUNLARINA İTHAFEN. BUYRUN OKUYUN
Beyşehir Gölü’nü çepeçevre turlamak, sayıca az katılımlı bir mezunlar buluşmasına isabet etti. Dost karşılaşmaları ve muhabbetlerin dışında, Beyşehir Gölü’nü, Kızıldağ Milli Parkı’nı ve Sultan Alaaddin’in Kubad Abad Sarayını görüp fotoğraflamak suretiyle bu geziden istediğim öteki şeyi de elde etmiş oldum.
Gecikmeli olarak Cuma yerine bir Cumartesi sabahı Konya’dan Şarkikaraağaç’a, Meram Belediyesi İnsan Kaynakları Müdürü Hüseyin Alagöz, Koyunoğlu Müze Müdürü Hasan Yaşar ve Bursa’da görev yapan Öğretmen arkadaşımız Mevlüt Korkmaz ile birlikte hususi arabamıza binip yola düştük. Yıllar sonra son üç yıldır organize ettiğimiz Fakülte mezunlar buluşması her zaman olduğu gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden değerli dostumuz Mehmet Çelik’in çabasıyla gerçekleşti. Mehmet dostumuzun İstanbul’da bizi olabildiğince rahat ettirmek için üç gün boyunca nasıl çırpındığını hele de akşama kadar süren o Boğaz turunu sanıyorum senelerce yâd edeceğiz.
Ben aslında buluşmanın Şarkikaraağaç’ta başlayıp biteceğini düşündükçe, hemen her sene değişik vesilelerle yanından geçip gittiğim, doğrusu pek de içimi ısıtmayan bu ilçenin niçin seçildiği konusunda boşuna kafa yorduğumu sonra fark edecektim. Cumartesi sabahı Şarkikaraağaç Öğretmenevinde buluştuk. Rehberimiz ve kendisine misafir olduğumuz İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü Ali Aslan dostumuzu da heyecan içinde gördük.
Sabah kahvaltımızı öğretmenevinin serin bahçesinde, ilçeye mahsus katmeri çay eşliğinde afiyetleyip Beyşehir istikametine hareket ettik. Yol güzergâhında Şarkikaraağaç’a yakın Fele Pınarı ilk durağımız oldu. Beyşehir buraya yaklaşık 55 km. mesafede.
İki günlük gezinin ilk ayağının tekneyle Beyşehir Gölü turu olduğunu öğrenince heyecanım arttı. Uzun zamandan beri avcı arkadaşların anlata anlata bitiremediği adalardan hiç değilse birini yakından görmek, sazlıklarda fotoğraf çekmek burada yapmayı en çok istediğim şeydi. Öğle namazını o muhteşem ahşap mimarisiyle göz dolduran, bazı yabancıların dünyanın 8. harikası olarak nitelediği Eşrefoğlu Camii’nde eda ettik. Caminin gayretli bir müezzini var. Namaz sonraları eksik olmayan ziyaretçilere düzgün Türkçesiyle camiyi tanıtıyor. Cami, Türk mimari kültüründe önemli bir yeri olan Orta Asya’daki Semerkant, Buhara, Hive gibi eski Türkistan şehirlerinde bulunan ağaç direkli camilerin ülkemizdeki örneklerinden biri. Güney cephesi 31-80m, batı cephesi 46-55 m uzunlukta dış ölçüleriyle, Anadolu’da ağaç direkler üzerine oturan düz ahşap tavanlı camilerin en büyüğü ve ahşap, çini ve kalemişleri uygulamaları ile en zengin ince mimari örneklerini yansıtıyor. Caminin üstü önceleri toprak damla örtülü iken, onarımlarla çinko kaplı kırma çatı haline getirilmiş. Sanki içinde yüzyıllık ağaç direkleri saklamak istercesine cepheler moloz taşlarla örtülmüş. Uzunlamasına dikdörtgen planlı olan yapı altı sıra halinde mukarnas başlıklı 48 ağaç direk üzerine mihraba dikey uzanan kirişlerle yedi nefli olarak yapılmış. Yüzyıllara meydan okuyan ahşap direkler cami içine girildiğinde dingin bir atmosferin sizlere eşlik etmesine sebep oluyor gezilen bir sütun orman sakinliğiyle… Ahşap tavanlar, yer döşemesinin ahşap seçilmesi güzelliği tamamlayıcı elemanlar. Ahşap sütunlar doğal kökboya ile renklendirilmiş ve hala orijinal. Bu muhteşem ahşap yapıda çivi, vida benzeri metal bağlantılara gerek duyulmamış. Tamamen geçme /kakma tekniği kullanılmış. Ahşap sütunlar sedir, başlıklar ise abanoz ağacından olup, 6 ay Beyşehir gölünün içinde yatırılarak, kimyasal kullanılmadan doğal konserve edilmiş, 700 yıldır bir şey olmuyor. Caminin ortasında dört köşe bir çukur var. Bahar başlarken yakın dağlardan kağnılarla kar ve buz taşıyıp buraya doldururlarmış. İnsanlar yaz sıcaklarında bile serin bir ortamda ibadet edebilirlermiş. Aynı zamanda bu, ahşap direklerin kuruyup zarar görmesine de engel olmuş asırlardır. Hem insan hem yapı için bir klima etkisi var yani.
Genel bir bilgim olduğundan meraklıları bilgi alırken ben fotoğraf çekmeyi tercih ettim. Burası birkaç ay önce TYB Afyon gezisinde gördüğüm Afyon Ulu Camii ile hayli benzerlikler gösteriyor.
Bu arada daha önce ne için yapıldığını fark etmediğim Beyşehir Bezziye veya diğer adıyla Bezzaziye Hanı etrafında epeyce fotoğraf çektim. Eşrefoğlu Camiinin yanında yer alan bu tarihi bedestende yenileme çalışmaları devam ediyor. Bezziye Hanı, Anadolu’daki ilk ticari yapı. Bezziye, bez- kumaş satılan yer anlamına geliyor. Şimdiki manifaturacılar çarşısı gibi. Bugünkü kitabesi M. 1551 tarihli olup Osmanlı döneminde yenilenmiş ve orijinal durumunu koruyamamış. Bedesten 21×28m- ebadında. İki ayak tarafından taşınan altı kubbe ile örtülü. Etrafında çepeçevre dükkânlarla (34 adet) sıralanan hana doğu, batı ve güney cephelere açılan birer kapı ile giriliyor. Şu an için bedestene girme imkânı olmadı. Üstelik teknenin hareket vakti de yaklaşmıştı.
Köprü kıyısında, ortalama 40 kişinin binebileceği tekneye doluşup gölde ilerliyoruz. Derinliği 10 metreyi geçmeyen gölün 8 metreye düştüğünü öğrenmek keyfimizi bozuyor. Malum kuraklıklar sebebiyle, Akşehir Gölü ile Ereğli sazlıklarının kuruduğunu bilmek, geçen sene yanından geçtiğim Acıgöl’ün kuruduğunu görmek, su sebebiyle geleceğe ümitle bakmamı engelliyor adeta. Su yoksa medeniyet de yok çünkü. Susuzluk bilinen en geçerli göç sebeplerinden biri. Bunun gelip geçici bir kâbus olmasını Allah’tan temenni ediyorum. 20 dakikayı bulmayan yolculuğun ardından Yılanlı Ada’ya demirliyor teknemiz. Kısa bir süre sonra da adaya göz atan yolcular yeniden tekneye binip Beyşehir’e doğru gözden kayboluyorlar. Küçücük basit iskelesine piknik malzemelerimizi indirip, kaptanla sözleşiyoruz son seferinde bizi geri alması için. Ada içine yüz metre ilerleme imkânı yok. Her yer çalı ve dikenlerle kaplı. Bir de adı üstündeki adada çok sayıda yılan ve fare olduğunu söylüyor karanlığı bekleyen balıkçı genç.
Akşama yakın teknemiz görünüyor. İçme suyunun bulunmadığı adadan ayrılmak aslında iyi de geliyor. Kaptana, günübirlik komple özel bir turun fiyatını soruyorum. 600 milyon olur diyor. Gülümseyip geçiyorum. Güneşin batışı burada efsane gibi âdeta. Dağların silueti üst üste yığılmış gibi, gri pastel tonlarda. Ufuk ve göl akşam renkleriyle yanıyor sanki. Yılanlı Ada, bir ufuk çizgisi şeklinde gözden kayboluyor.
Şarkikaraağaç’a geri döndüğümüzde akşam serinliği çoktan ilçeyi örtmüş oluyor. Geceyi Kızıldağ Milli Parkı’nda geçireceğiz. Daha önce hakkında hiçbir bilgim olmayan bu park, ilçenin güneyine düşüyor. Arabanızla 15 dakikada ulaşıyorsunuz. Zaman zaman, insanımızın gezi ve tatil anlayışında artık gözle görülür bir tercih değişikliği olduğunu yazıyorum. İlgi yoğun. Milli parkın merkezi sayılabilecek alan etrafında misafirlere ait karavanlarla, gelenlerin işletmeden kiralayabileceği hazır çadırlar ve prefabrik yapılar var. Tesis müdürü ile tanışıyoruz. Kızıldağ Milli parkı, Isparta Merkeze 120, Şarkikaraağaç ilçesine ise 5 Km. uzaklıkta. İlçeden milli parka yol genişletme çalışmaları devam ediyor.
Park, oksijen yoğunluğu bakımından dünyada üçüncü sırada yer alıyor. Ancak bir hayli de bakıma ihtiyacı var. Milli Park; Gölkonak, Yenişarbademli, Gedikli, Sarıkabalı, Belceğiz, Armutlu, Karayaka, Kıyakdede, Yassıbel, Beyköy, Çeltek, Yeniköy, Çaltı ve Fakılar yerleşim alanlarını kapsıyor. Bu çok geniş bir alan demek. Kızıldağ’ın kuzey yamaçları doğal saf sedir ormanları ile kaplı. Beyşehir Gölü’nden esen güney rüzgarları, Bebik Pınarı Vadisi ve Yertutan mevkiilerinden geçerek sedir ormanlarına ulaşıyor ve burada yoğunlaşan hava ormanın ürettiği oksijenle birleşerek serin, rutubetli ve bol oksijenli temiz bir hava akımı oluşturuyor. Bu sebeple, özellikle astım hastaları tarafından tercih ediliyor. Bunca özelliği ile bütün Türkiye’nin bu parka sahip çıkması lazım. Ormanlarında karaçam, sedir, toros göknarı, ardıç (kokar, boylu, katran, adi ) meşe (kasnak, pırnal, lübnan, saçlı, mazı), titrek kavak, dere boylarında; ıhlamur, çınar, söğüt gibi ağaçlar,
alt flora olarak; Karamuk, laden, yabani gül, böğürtlen, boyacı sumağı, geven gibi çok yıllık bitkilerin yanında tam tespiti yapılmamakla birlikte 80’den fazla tıbbi ve aromatik otsu bitki türü mevcut.
Geceyi, iki oda, geniş bir salon, wc-banyo ve mutfaktan oluşan prefabriklerin birinde geçiriyoruz. Bir diğerinde öteki grup kalıyor. Bol oksijene rağmen, uyumaya çalıştığım yatağın bozuk oluşu sebebiyle sanıyorum, sabah yorgun kalkıyorum. Gün doğarken üç arkadaş ormanda yürüyoruz. Aslım, nefes darlığı ve migrene iyi geldiğini tabelasından okuduğum yaşlı sedir ormanı gündüze hazırlıyor kendini. Beyşehir tarafından kıpkızıl bir güneş beliriyor. Büyüyerek sedir ağaçlarının ardında muhteşem bir atmosfer oluşturuyor. Yaşamak lazım.
Sabah keyifli bir kahvaltının ardından ekibimizle bir durum değerlendirmesi yapıyor, gelecek yazın planlarını tartışıyoruz. Bugün, bu defa da gölün batı tarafında Şarkikaraağaç’a 51 km. mesafedeki Yenişarbademli istikametinde olacağız. Yolun 30 km.si göl kıyısından devam ediyor. Harika güzelliklere şahit oluyoruz. Göl’de göl suları altındaki tepe uzantılarının oluşturduğu büyüklü küçüklü 32 ada bulunuyor. Büyük adalar genellikle gölün batısında yer alıyor. En önemlileri Mada, İğdeli, Orta, Aygır, Hacıakif ve Keçi adaları. Biz bunların küçük olanlarından birkaç tanesini görebiliyor ve fotoğraf için kısa bir mola veriyoruz.
Öğle vakti Yenişarbademli-Gölyaka yol ayrımına ulaşıyor ve yol tabelasında sarayın 5 km. içeride olduğunu okuyoruz. Tozlu, dar, berbat bir yoldan ilerliyoruz. Şimdi merakla görmeyi istediğim yerde, Sultan Alaaddin’in Kubad Abad Sarayındayım. Ünlü Selçuklu tarihçisi İbn Bibi’nin Selçuknamesi’nde sözünü ettiği, I. Alaeddin Keykubad’ın (1220-1236) emriyle Sadeddin Köpek tarafından yapılmış Kûbâd-Âbâd Saray Külliyesi, günümüze ulaşabilmiş tek Selçuklu saray yapısı. Anadolu Selçuklu Devrinde, çevresinde aynı isimle anılan bir şehir teşekkül eden Kûbâd-Âbâd, sonraları terkedilmiş ve tarihin karanlıklarına gömülmüş. Kurtarılabilen çinileri bugün Karatay Çini Eserler Müzesi’nde teşhir ediliyor. Kubad Abad Sarayı bugün bir yıkıntıdan ibaret olsa da, en sağlam Selçuklu saraylarından biri. Diğer Selçuklu saraylarından bazılarından bugün bir iz bile yok. Bunlardan biri Meram’daki Felek Abad Sarayı… Konya’daki Alaeddin Tepesi’nde önce Kılıçarslan sonra da Alaaddin Köşkü adıyla anılan saraydan ise sadece bir duvar parçası kalmış. Aynı Kubad Abad Sarayı gibi su kenarına kurulmuş bir başka saray olan Kayseri’deki Keykubadiye Sarayı da çok yıpranmış bir şekilde günümüze ulaşabilmiş. Yapılan kazılarda burada da benzer çinilere rastlanmış.
Tel örgüyle çevrili ören girişinde “görevliden başkası giremez” yazan sevimsiz, kara, yıpranmış bir yazı asmışlar. Göl kıyısına doğru uzanan geniş bir alana yayılan Kubad Abad’ın elbette Topkapı Sarayı gibi olmasını beklemiyorum. Ancak görüntü içler acısı durumda. Yenileme çalışmaları terk edilmiş, giriş kısmına yapılan kapalı bölmeler yerle bir olmuş. Yenişarbademli’den gelen İlçe Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Yüksel Oflaz Bey bize rehberlik ediyor. Çocukluğunda bile mevcut olduğunu söylediği saray duvar çinilerinin başına gelenleri anlatıyor. Bu arada örene bekçilik eden görevli, kalıntı duvarlarına çıkmamamız gerektiğini söylüyor. Söz dinliyoruz. Wowturkey web sitesinde Konya’yı tanıtmaya çalıştığımız başlığa burayı da derhal eklemem gerektiği düşüncesi ile hiç durmadan fotoğraf çekiyorum. Oradan oraya heyecan içinde koşturuyorum adeta. İnternet ortamında burası hakkında doğru dürüst fotoğraf olmadığını bildiğimden işimi iyi yapmaya çalışıyor, Sultan Alaaddin’in ne kadar zevkli bir adam olduğunu düşünüyorum.
Kalıntıların yerinde aslına uygun, tavizsiz, acelesiz ve dipdiri bir Saray görmeyi şiddetle arzu ederek, göl kıyısına mahzun bakan Kubad Abad’ı öylece bırakıyoruz.
Yeni bir buluşmayı ümit ederek Yenişarbademli çıkışında bir balık ziyafeti sonrası dostlardan ayrılıyoruz.
28 Temmuz 2007












































selamün aleyküm tesadüfen arattıgım (yılan adası ) diye mehmet çelik hocamı görünce baya bir sasırdım kendisine selamlarımı iletiyorum ist. esenlerden yusuf